Follow us on :

Mağdurun Rızası Varsa Hırsızlık Suçu Oluşmaz

Türk Ceza Kanunu ve Yargıtay içtihatlarına göre mağdurun rızası varsa hırsızlık suçu oluşmaz.

Ceza Kanununda hırsızlık suçunun düzenlendiği 141. maddede açıkça zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye hapis cezası verileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla malı alınan kişinin bu konuda bir rızasının olması durumunda hırsızlık suçu meydana gelmeyecektir.

Bunun yanında mağdurun aldatılmış ve rızası hileli hareket ile sakatlanmışsa dolandırıcılık suçu, cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle mal mağdurun rızasına aykırı bir şekilde zorla alınmışsa yağma suçu meydana gelebilecektir. Malın zilyedinin rızası doğrultusunda alındığı ancak mağdurun talep etmesine rağmen iade edilmediği durumlarda ise güveni kötüye kullanma suçu oluşacaktır.

Yargıtay İçtihatlarına Göre Mağdurun Rızası Varsa Hırsızlık Suçu Oluşmaz.

Aşağıda bazı örnekleri verilmiş ve bu hususta istikrar kazanmış Yargıtay kararlarına göre mağdurun rızası varsa hırsızlık suçu oluşmaz.

Hamile Eşinin Aşermesi Nedeniyle Mağdura Ait Karpuz Sergisinden Karpuz Alınması

Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 2019/6299 sayılı kararı, Somut olayda, olay tarihinde hamile olan eşinin aşermesi nedeniyle canının karpuz istediği, bu sebeple gece vakti, cadde üzerinde karpuz satıcısı olan mağdura ait olan üzeri branda ile örtülü karpuz sergisinden, ilk fırsatta borcunu ödemek kaydıyla 2-3 adet karpuz aldığı, kolluk kendisini ifadeye davet etmeden önce de mağdura karpuzların parasını ödediği, diğer bir ifadeyle mağdurun sanık tarafından alınan karpuzların bedelini tahsil ettiği anlaşılmaktadır.

5237 sayılı TCK’nın “Hata” başlıklı 30. maddesi dört fıkra halinde;

“(1)Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.

(2)Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

(3)Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

(4)İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz” şeklinde çeşitli hata halleri düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir.

İkinci fıkra ile kişinin, suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleştiği hususundaki hatasından yararlanması öngörülmüş olup, buna göre örneğin, öldürdüğü kişinin kardeşi olduğunu bilmeyen fail, kasten öldürme suçunun nitelikli hallerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacak, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında da değer azlığı hükmü uygulanacaktır.

Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup, fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata, hem de kusurluluğu etkileyen hata halleri düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için, bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması şartı aranmıştır.
Maddeye 5377 sayılı Kanun ile eklenen dördüncü fıkrada ise, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin cezalandırılmayacağı hüküm altına alınmıştır.

Uyuşmazlığa ilişkin olarak maddenin üçüncü fıkrasının daha ayrıntılı ele alınması gerekmektedir.

TCK’nın 26(2) maddesinde düzenlenen ilgilinin rızası bir hukuka uygunluk nedenidir. Malın alınmasına ilişkin rıza, alma fiilinden önce veya en geç alma fiilinin icrası sırasında gösterilmelidir ki, fiil hukuka uygun olsun. Alma fiilinin gerçekleşmesinden sonra, mal sahibinin bu fiile muvafakat etmesi, fiili hukuka uygun hale getirmemektedir. Belirtmek gerekir ki, “helalleşmek”, önceden işlenmiş olan haksız fiili hukuka uygun hale getirmemektedir; bu haksız fiil dolayısıyla kişi hakkında sadece özel hukuk ve bazı durumlarda kamu hukuku yaptırımı uygulanmasının önüne geçer.

Bu itibarla, sorunu rızanın varlığı konusunda hataya ilişkin hükümlere (TCK, m. 30, f. 1, 3) göre değerlendirmek gerekir. Malın alındığı sırada sahibinin rızasının varlığı düşüncesiyle hareket edilmesi halinde, malın alınması bakımından rızanın bir hukuka uygunluk sebebi olması itibarıyla, sorunun bir hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında kaçınılmaz bir hataya düşülüp düşülmediği noktasında değerlendirmeye tabi tutulması gerekir. Yani, alma fiilinin icra edildiği sırada var olduğu kabul edilen rıza, gerçekte mevcut değildir. Bu hata, kastı kaldırmaktadır. Başka bir ifadeyle, kaçınılmaz olan bu hatanın varlığı halinde, karpuzu alan kişinin, yani sanığın hırsızlık suçu bakımından kastından söz edilemez. Kastın yokluğu halinde hırsızlık suçu oluşmaz.

Sanığın kast yokluğu nedeniyle unsurları yönünden oluşmayan müsnet suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi yasaya aykırıdır.

Çocukların Komşularının Bahçesine Girerek Meyve Almaları

Yargıtay 13. Ceza Dairesinin  2015/3661 sayılı kararı,5237 sayılı TCK.’nın 26/2. maddesi uyarınca ilgilinin rızası hukuka uygunluk nedenleri arasında sayılmış olup, şikayetçinin 11.10.2012 tarihli duruşmada ‘ben zarar verilmeden önce evimin yanındaki bahçede bulunan ağaçlarımdaki meyvelerden komşularımın faydalanmalarına müsaade etmiştim’ diye belirtmiş olması, suça sürüklenen çocuğun şikayetçinin konutunun eklentisi olan bahçesine kiraz yemek amacıyla gündüz saatlerinde girmesi fiilinde ilgilinin rızası hukuka uygunluk nedeninin somut olayda mevcut olması sebebiyle suça sürüklenen çocuğun 5271 sayılı CMK.’nın 223/2-d bendi gereğince atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi yasaya aykırıdır.

Mağdurun Rızası İle Kredi Kartını Alan Kişinin Harcama Yapması

Yargıtay 8. Ceza Dairesinin  2019/15501 sayılı kararı, Sanığın aşamalardaki savunmasında, mağdurun rızası  ile kredi kartını kullandığını ileri sürmesi, mağdurun kredi kartının evinden çalındığını iddia etmesine rağmen kredi kartı hırsızlığı ile ilgili başvurusu bulunmadığı gibi daha sonra ileri sürülen para ve altın hırsızlığı ile ilgili herhangi bir emareye rastlanmaması, kart kullanımının şifre ile yapılması ayrıca kart kullanımının yaklaşık üç aya yayılması ve bu nedenle kart ekstresinin mağdura ulaştığının beklenmesi karşısında; harcamalarla ilgili banka tarafından mağdurun mobil telefonuna bildirim gelip gelmediği, ekstrelerin mağdura ulaşıp ulaşmadığının araştırılarak ve mağdura kartı neden iptal ettirmediğinin sorularak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması yasaya aykırıdır.

Yargıtay 17. Ceza Dairesinin  2016/5029 sayılı kararı, sanığın savunmasında ‘mağdurun kendisini arayarak saat 05.00 sıralarında alkol aldığını ve meyhaneye borcunu ödemesi için kart ile para çekip getirmesini istediğini ayrıca mağdurun rızası ve talebi üzerine 1 yıl boyunca değişik zamanlarda mağdurun kartı ile para çekerek mağdura verdiğini’ beyan ettiğinin anlaşılması karşısında, sanık ile mağdurun arasında sanığın belirttiği gibi bir ilişki olup olmadığının tespiti hususunda, suç tarihlerini kapsayacak şekilde mağdur ve sanığın telefon görüşme kayıtlarının ve suç tarihinden 1 yıl öncesinden itibaren suç tarihine kadar ayrıntılı hesap ekstresinin temini ile mağdurun soruşturma aşamasında alınan beyanında adı geçen sanık ile birlikte yanında çalışan … ve … tanık olarak dinlendikten sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ile yetinilip yeterli olmayan gerekçeyle hırsızlık suçundan ceza verilmesi yasaya aykırıdır.

Sanığın Mağdurun Rızası İle Aldığı Motosiklet ve Cep Telefonunu İade Etmemesi

Yargıtay 15. Ceza Dairesinin  2019/2237 sayılı kararı, Sanığın, bir yere gideceğini belirterek mağdurda emanet olarak bulunan motosiklet ile şarjının bittiğini, bir yeri arayacağını söyleyerek mağdurun rızası dahilinde aldığı cep telefonunu alıp motosiklet ile uzaklaştığının iddia edildiği somut olayda, mağdurların şikayetten vazgeçtikleri gerekçesiyle sanık hakkında açılan kamu davasının düşürülmesine ilişkin mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş, uzun zamandır mağdur ile tanışan ve motosiklet ile birlikte cep telefonunu müştekinin rızası ile devir alıp, iade etmeyen sanığın eylemi güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır.

Yazımızın başında da belirttiğimiz üzere mağdurun rızası varsa hırsızlık suçu oluşmaz. Ancak bu rızanın hukuk düzeninde geçerli bir rıza olması gerekmektedir. Bu itibarla suça konu malı alınan ve bu malı alan kişilerin gerçek iradelerinin somut deliller doğrultusunda ortaya konulması gerekmektedir. Bu noktada tecrübeli ceza avukatının hukuki desteği hak kaybına uğranılmaması adına büyük önem taşımaktadır.

Hırsızlık suçuyla ilgili her türlü hukuki sorun ile ilgili olarak Ceza Avukatı Harun Karadağ ile iletişime geçebilirsiniz.