GÖREVE İADE OLAN MEMURLARIN ENFLASYON FARKI ALACAKLARI

Kamu görevinden ihraç edilen veya açığa alınan kamu görevlileri, kamu görevlerine iade edildiklerinde geriye yönelik olarak mali ve özlük hakları yasal faiziyle birlikte ödenmektedir. Ancak özellikle pandemi ile birlikte ülkemizde enflasyon oranının aşırı yükselmesi nedeniyle 1 Haziran 2024’ten önce yürürlükte olan %9’luk; 01.06.2024 sonrasında ise %24’lük yasal faiz, mali ve özlük haklarının alım gücünü korumaya yetmemektedir. Aşağıdaki tablodan da açıkça görüleceği üzere özellikle 2020 yılı ve sonrası enflasyon oranının yüksek olması alacakların satın alma değerini önemli oranda eritmiştir.

Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE)Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE)
2025 Yıllık%27,672025 Yıllık%30,89
2024 Yıllık%28,522024 Yıllık%44,38
           2023 Yıllık%44,222023 Yıllık%64,77
2022 Yıllık%97,722022 Yıllık%64,27
2021 Yıllık%79,892021 Yıllık%36,08
2020 Yıllık%25,152020 Yıllık%14,60
2019 Yıllık%7,362019 Yıllık %11,84
2018 Yıllık%33,642018 Yıllık%20,30
2017 Yıllık%15,472017 Yıllık%11,92
2016 Yıllık%9,942016 Yıllık%8,53
2015 Yıllık%5,712015 Yıllık%8,81

Özel hukukta munzam zarar olarak bilinen yasal faizle karşılanmayan zararların karşılanması mümkünken idare hukukunda buna ilişkin düzenleme olmadığı gerekçesi ile munzam zarar kabul edilmemektedir. Az sayıda idare mahkemesi Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararlarından hareketle bireylerin alacağının enflasyon nedeniyle aşırı kayba uğramasını mülkiyet hakkına aykırı görerek enflasyon oranı üzerinden faiz ödenmesine hükmetmişseler de bu durum genel olarak idare mahkemelerince benimsenmemiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Timurlenk/Türkiye (Başvuru Numarası: 37758/08) kararında Türkiye’de yasal faiz ile enflasyon oranı arasındaki bireylerin kayıplarını karşılayacak bir mekanizma bulunmadığını tespit ederek ve bunu mülkiyet hakkına aykırı görerek ihlal kararı vermiştir:

28.  Mahkeme Sözleşme’nin 13. maddesi bağlamında Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında öne sürülen şikâyetler bakımından daha önce bulduğu tespitine atıfta bulunmaktadır. Bu tespite göre; söz konusu zamanda yürürlükte olan Türk idare hukuku, davacılara uzun bir sürenin ardından enflasyon oranları ve yasal faiz oranları arasındaki farktan kaynaklanan kayıplarına ilişkin tazminat talebinde bulunma olanağı sağlayan bir iç hukuk yolu öngörmemektedir.

30.  Mahkeme; ulusal mahkemelerin borcun başladığı tarihten itibaren işlemeye başlayan yasal faiz ile birlikte tazminat ödenmesine karar vererek, geçmişe dönük olarak başvuranın “mülkiyet” hakkını tanıdığının taraflar arasında ihtilaflı olmadığını kaydetmiştir (bk. Zeytinli / Türkiye, no. 42952/04, § 16, 26 Ocak 2010). Tazminat, 29 Aralık 2008 tarihinde başvurana ödenmiştir. Mahkeme, başvuranların Türkiye’de belirli bir dönemdeki yüksek enflasyon oranları karşısında yasal faiz oranlarının yetersiz kaldığından şikâyet ettiği birkaç başvuruda Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini hatırlatmıştır (bk. adı geçen yerde, Aka / Türkiye, 23 Eylül 1998, § 48, Raporlar 1998-VI, ve Okçu, yukarıda anılan, § 55). 1996 ve 2008 yılları arasındaki ekonomik veriler ve özellikle 1996 ve 1999 yılları arasındaki dönemde uygulanan yasal faiz oranlarının sırasıyla %30, %50 ve %60 oranlarında olduğu ve gerçek enflasyon oranının %60 ve %99 değerleri arasında gerçekleştiği ele alındığında, Mahkeme mevcut davada tazminata uygulanan yasal faiz oranı ve gerçek enflasyon oranı arasındaki farkın başvuranın maddi hasara uğramasına sebep olduğunu tespit etmiştir. Sonuç olarak, genel çıkarlar ve mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı arasında korunması gereken adil dengeyi bozacak şekilde başvuran bireysel anlamda bir yük altına girmek zorunda kalmıştır.”

Anayasa Mahkemesi konuyla ilgili bireysel başvuru kararlarında bireylerin enflasyon oranı karşısında korumasız bırakılmasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir:

“37.     Başvurucunun açıkta geçirdiği sürede alamadığı birikmiş maaş farkları idare tarafından kendisine ödenmiştir. Bu bakımdan başvurucunun mağduriyeti giderilmiş durumdadır. Bununla birlikte varlığı derece mahkemelerince de kabul edilen başvurucunun bu alacağına yasal faiz işletilmemiştir. Diğer bir deyişle idare, ilgili kanun hükmü gereği başvurucuya açıkta geçirdiği sürelerde maaşını 1/3 oranında eksik ödemiş, başvurucunun mahkûm edilmemesi sebebiyle 657 sayılı Kanun’un 141. maddesi kapsamında alacağı iade edilmiş ancak bu maaş kesintisi yönünden herhangi bir faiz ödemesi yapılmamıştır. İdare hukuku çerçevesinde hangi alacaklara faiz işletileceği, faiz oranının ne olacağı, faizin işletilme tarihinin belirlenmesi gibi hususlar Anayasa Mahkemesinin görevine girmemektedir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin yukarıdaki içtihadında da değinildiği üzere mülkiyet hakkı kapsamında görülen bir alacağın kamu makamlarınca haklı olmayan bir gerekçeyle geç ödenmesi durumunda bu alacağın enflasyon karşısında makul olmayacak bir oranda değer kaybına uğratılması mülk sahibine şahsi olarak aşırı bir külfet yüklemektedir.”

Anayasa Mahkemesi sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri bakımından yasal faizi iptal etmiştir.

Anayasa Mahkemesinin 22.07.2025 tarihli, 2024/24 Esas ve 2025/164 Karar sayılı Kararı ile 4.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1’inci maddesinin birinci fıkrası sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri yönünden Anayasa’da öngörülen mülkiyet hakkına ve etkili başvuru hakkına aykırı görülerek iptal edilmiştir. İptal gerekçesinde açık bir şekilde enflasyonist ortamda yasal faizin bireylerin alacaklarını erittiği ve bunun da mülkiyet hakkına aykırı olduğu aşağıdaki şekilde ifade edilmiştir:

“26. Bu itibarla hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın değerinde oluşacak aşınma borçlu aleyhine faize hükmedilmek suretiyle kısmen veya tamamen giderilebilir. Ödenen tazminat veya diğer alacak tutarlarının enflasyonun etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi, diğer bir ifadeyle alacağa hak kazanıldığı tarih ile ödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde faiz uygulanması mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağın enflasyon karşısında değer kaybetmesini önleyebilecek bir araçtır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/87, 19/12/2013, § 42). Bu durumda dönem sonunda paranın asıl sahibine faiz ödenmesi yoluyla sadece belli bir dönem için yapılan fedakârlığın karşılığı değil aynı zamanda söz konusu dönemde paranın satın alma gücündeki kaybı da karşılanabilecektir.

27. Öte yandan enflasyon ve buna bağlı olarak oluşan döviz kuru, mevduat faizi, Hazine bonosu ve devlet tahvili faiz oranlarının anapara ve temerrüt faizi için belirlenen kanuni faiz oranlarının çok üstünde gerçekleşmesi; bu durumdan borçlunun yararlanması, alacaklının ise zarara uğraması sonucunu doğurmaktadır. Zira yüksek enflasyonist ortamlarda parayı elinde bulundurmanın ve çeşitli yollarla değerlendirmenin getirisi para borcunun ödenmesi sırasında ödenecek kanuni faiz oranının çok üzerinde olacağından borçlu borcunu süresinde ödemekten kaçınabilecektir. Para borcunun belirtilen sebeplerle geç ödenmesi alacaklının yoksun kaldığı paranın ödendiği tarihe kadar geçen sürede enflasyon etkisiyle makul olanın ötesinde bir ekonomik kayıp yaşamasına neden olacaktır. Bu durumda ise kamu düzeni bozulmakta, kişi ve toplum güvenliği sarsılmaktadır (benzer değerlendirmeler için bkz. AYM, E.1997/34, K.1998/79, 15/12/1998).

28. Anayasa Mahkemesinin gerek norm denetimi kapsamında gerekse bireysel başvuru kapsamında verdiği çeşitli kararlarında da alacakların mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, alacakların geç ödenmesi hâlinde enflasyon oranları altında olmayan bir faiz ödenmesinin bireyin hakları ve kamu düzeni bakımından önem taşıdığı belirtilmiştir (AYM, E.1997/34, K.1998/79, 15/12/1998; E.2022/83, K.2023/69, 5/4/2023, § 21; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/87, 19/12/2013, § 52; Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş. [2. B.], B. No: 2013/28, 25/2/2015, § 46; Abdulhalim Bozboğa [1. B.], B. No: 2013/6880, 23/3/2016, § 58; Ferda Yeşiltepe [GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017, § 29).

29. Dolayısıyla hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi etmek amacıyla paranın asıl sahibine faiz uygulanmak suretiyle ödenmesinin öngörüldüğü durumlarda asıl alacağa uygulanacak faiz oranının veya faiz oranının belirlenmesi amacıyla oluşturulan mekanizmaların paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek nitelikte olması ve bu suretle para alacağının enflasyon etkisiyle yitirilen değerinin belli ölçüde de olsa karşılanmasını sağlayacak güvencelerin bulunması gerekmektedir. Zira belirli bir süre yoksun kalınan paranın geri ödenmesi sırasında uygun ve adil bir giderimden söz edilebilmesi için para alacağı değer kaybına uğratılmadan ödenmelidir.

30. Bu bağlamda kuralın birinci fıkrasında kanuni faiz ödenmesi gereken hâllerde bu ödemenin yıllık yüzde on iki oranı üzerinden yapılacağı hükme bağlanmıştır. Bu durumda hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın ödeneceği tarihe kadar geçen sürede hak sahibinin enflasyon etkisiyle makul olanın ötesinde bir ekonomik kaybının oluşabileceği açıktır. Bunun yanı sıra kuralın ikinci fıkrasında Cumhurbaşkanına kanuni faiz oranını artırma yetkisi tanınmış ise de söz konusu yetkinin kanuni faiz oranını bir katına kadar artırmaktan ibaret olduğu, bu durumda kuralda belirlenen kanuni faiz oranının Cumhurbaşkanı tarafından en fazla yıllık yüzde yirmi dört oranına çıkarılabileceği anlaşılmaktadır.

31. Bu durumda kuralla borcun geç ödenmesi nedeniyle belli bir oranda faiz ödenmesi öngörülmekle birlikte paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi etmek amacıyla enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğramadan ödenmesini sağlayacak mekanizmaların öngörülmediği, hukuk sisteminde alacağın enflasyon karşısında değer kaybının önlenmesi için etkili bir hukuk yolunun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

32. Bu itibarla kural, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkına aykırılık oluşturmaktadır.”

İptal kararına konu olayda davacının; deprem sonucunda taşınmazının yıkılması nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararlarının tazmini talebiyle Kahramanmaraş 3. İdare Mahkemesinde açtığı davada Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un yasal faiz ödenmesini öngören 1’inci maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı iddiasında bulunmuş ve Kahramanmaraş 3. İdare Mahkemesi de bu iddiayı ciddi görerek konuyu Anayasa Mahkemesine taşımıştır. Anayasa Mahkemesi Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1’inci maddesinde öngörülen yasal faiz düzenlemesini sözleşme dışı tasarruflar bakımından Anayasa’ya aykırı görerek iptal etmiş ve iptal kararının dokuz ay sonra yürürlüğe girmesini kararlaştırmıştır.

Göreve iade olup da enflasyon farkını alamayan kamu personeli ne yapabilir?

Danıştay, Anayasa Mahkemesinin bir konuyla ilgili iptal kararı vermesini yeni bir hukuki durum kabul ederek iptal kararından sonra dava açma sürecinin başlatılmasını çeşitli içtihatlarıyla benimsemiştir. Bu içtihatlar doğrultusunda enflasyon farkının ödenmesi için idareye başvuru yapılıp olumlu yanıt verilmemesi üzerine idari yargıda dava yoluna başvurulabilir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı 01.12.2025 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlandığından altmış günlük dava açma süresi içerisinde idare başvurulması ve kalan dava açma süresinde davanın açılması önem arz etmektedir.

Enflasyon farkı alacağı bakımından özellikle süreler konusu hassas olduğundan konuya hâkim bir avukatla çalışılması bireylerin menfaatine olacaktır. Bu nedenle “Göreve İade Olan Memurların Enflasyon Farkı Alacakları” konusu hakkında Avukat Harun Karadağ ile iletişime geçebilirsiniz.