Uyuşturucu suçlarında güven alımı nedir?
Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçlarının soruşturulmasında kolluk tarafından en sık başvurulan yöntemlerden biri güven alımıdır. Özellikle sokak satıcılarına yönelik operasyonlarda, kolluk görevlisi veya kanuni şartların bulunması hâlinde görevlendirilen gizli soruşturmacı alıcı gibi davranarak şüpheliden uyuşturucu madde satın almakta, ardından elde edilen deliller doğrultusunda Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesi kapsamında uyuşturucu ticareti suçundan soruşturma yürütülmektedir.
İlk bakışta oldukça basit görünen bu yöntem, ceza muhakemesi hukuku bakımından son derece hassas sınırlar içermektedir. Çünkü hukuk devleti ilkesinde amaç yalnızca suçun ortaya çıkarılması değildir. Aynı zamanda delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilmesi de zorunludur. Bu nedenle güven alımının hangi şartlarda yapıldığı, kolluk görevlisinin süreç içerisindeki davranışları ve şüphelinin suç işleme iradesine müdahale edilip edilmediği, çoğu zaman davanın sonucunu belirleyen temel unsurlar hâline gelmektedir.
Nitekim son yıllarda Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile 8. ve 10. Ceza Dairelerinin verdiği kararlar incelendiğinde, mahkûmiyet kararlarının yalnızca uyuşturucu maddenin ele geçirilmesine dayanmadığı; delilin hangi yöntemle elde edildiğinin de ayrıntılı biçimde denetlendiği görülmektedir. Özellikle kolluğun pasif gözlemci konumunu aşarak kişiyi suç işlemeye yönlendirmesi hâlinde, elde edilen deliller hukuka aykırı kabul edilmekte ve beraat sonucunu doğurabilecek önemli bir hukuka aykırılık ortaya çıkmaktadır.
Bu nedenle güven alımı bulunan dosyalarda savunmanın yalnızca uyuşturucu maddenin miktarı veya ele geçiriliş şekline odaklanması yeterli değildir. Güven alımının hukuki sınırlarının incelenmesi de en az maddi deliller kadar önem taşımaktadır.
Güven Alımı Nedir?

“Güven alımı”, kolluk görevlisinin veya kanunun izin verdiği durumlarda gizli soruşturmacının, alıcı sıfatıyla hareket ederek şüpheliden uyuşturucu madde satın alması suretiyle suçun delillendirilmesini amaçlayan soruşturma faaliyetidir.
Buradaki temel amaç yeni bir suç meydana getirmek değildir. Güven alımı, zaten uyuşturucu ticareti yaptığı yönünde somut emareler bulunan kişinin faaliyetini belgelemek için kullanılan bir delil elde etme yöntemidir.
Dolayısıyla güven alımının temel özellikleri şunlardır:
- Yeni bir suç oluşturmaz.
- Suç işleme fikrini doğurmaz.
- Mevcut suç faaliyetini ortaya çıkarmayı amaçlar.
- Delil elde edilmesine hizmet eder.
İşte bu nedenle güven alımı ile suçun oluşturulması birbirinden tamamen farklı kavramlardır.
Uyuşturucu Suçlarında Güven Alımının Hukuki Dayanağı
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda “güven alımı” başlıklı özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Bununla birlikte uygulamada güven alımı iki farklı hukuki zemine dayandırılmaktadır.
İlk uygulama, CMK’nın 160 ve devamı maddeleri kapsamında Cumhuriyet savcısının talimatıyla hareket eden adli kolluk görevlilerinin alıcı rolüne girmesidir. Bu durumda kolluk görevlisi gizli soruşturmacı sıfatıyla değil, genel soruşturma yetkisi kapsamında hareket etmektedir.
İkinci uygulama ise CMK’nın 139. maddesinde düzenlenen gizli soruşturmacı tedbiridir. Ancak bu tedbir, kanunda öngörülen sıkı şartların gerçekleşmesi hâlinde uygulanabilmektedir.
Her iki yöntemde de değişmeyen temel ilke aynıdır:
Kolluk görevlisi mevcut suçu ortaya çıkarabilir; ancak suç oluşturamaz.
Bu ilke, yalnızca Türk hukukunda değil, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da kabul edilen evrensel bir ceza muhakemesi ilkesidir.
Gizli Soruşturmacı Nedir?
Gizli soruşturmacı, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 139. maddesi kapsamında mahkeme kararıyla görevlendirilen ve gerçek kimliğini gizleyerek suç örgütü içerisine sızabilen kamu görevlisidir.
Görevi;
- örgütün faaliyetlerini izlemek,
- delil toplamak,
- suçun işleniş biçimini tespit etmek,
- failleri belirlemek,
- örgütün yapısını ortaya çıkarmaktır.
Kanun koyucu gizli soruşturmacıya önemli yetkiler tanımış olsa da bu yetkiler sınırsız değildir.
En önemli sınır şudur:
Gizli soruşturmacı hiçbir zaman suç işleyemez ve suç işlenmesini sağlayamaz.
Dolayısıyla gizli soruşturmacının görevi delil üretmek değil, mevcut delili toplamaktır.
Gizli Soruşturmacı Kararı Hangi Şartlarda Verilebilir?
CMK’nın 139. maddesi gizli soruşturmacı görevlendirilmesini istisnai bir koruma tedbiri olarak düzenlemiştir.
Buna göre;
- soruşturma konusu suçun işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe bulunmalıdır,
- başka surette delil elde edilmesi mümkün olmamalıdır,
- tedbir ölçülülük ilkesine uygun olmalıdır,
- görevlendirme kararı mahkeme tarafından verilmelidir.
Kanun koyucunun bu kadar sıkı şartlar öngörmesinin nedeni, gizli soruşturmacı tedbirinin temel hak ve özgürlüklere ciddi müdahale oluşturmasıdır.
Nitekim yalnızca “uyuşturucu satıcılarını tespit etmek amacıyla” verilen genel nitelikteki kararlar yeterli görülmemektedir. Mahkemenin neden bu tedbire ihtiyaç duyulduğunu somut olay bakımından gerekçelendirmesi gerekir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2015/136 ve 2015/155 Sayılı Kararları Ne Diyor?
Uyuşturucu suçlarında güven alımının hukuki sınırlarını belirleyen en önemli içtihatların başında Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2015/136 ve 2015/155 sayılı kararları gelmektedir.
Bu kararlar uzun yıllardır uygulamada yaşanan önemli bir tartışmaya açıklık getirmiştir.
Ceza Genel Kurulu, suç tarihinde yürürlükte bulunan CMK’nın 139. maddesini ayrıntılı şekilde incelemiş ve gizli soruşturmacının ancak kanunda öngörülen şartlar gerçekleştiğinde kullanılabileceğini vurgulamıştır. Kurul, gizli soruşturmacının görevinin suç oluşturmak değil, mevcut suç faaliyetini gözlemlemek ve delil toplamak olduğunu özellikle belirtmiştir.
Kararda dikkat çekilen en önemli nokta, gizli soruşturmacının kışkırtıcı ajan olmadığıdır. Ceza Genel Kuruluna göre gizli soruşturmacı, hiçbir koşulda kişiyi suç işlemeye yönlendiremez, suç fikrini oluşturamaz veya suçun işlenmesini sağlayacak davranışlarda bulunamaz. Aksi hâlde elde edilen deliller hukuka uygun delil niteliğini kaybeder.
Kararın bir diğer önemli yönü ise adli kolluk görevlisi ile gizli soruşturmacı ayrımını açık biçimde ortaya koymasıdır. Ceza Genel Kurulu, Cumhuriyet savcısının talimatıyla görev yapan adli kolluk görevlisinin CMK’nın 160 ve devamı maddeleri kapsamında alıcı rolüne girebileceğini, ancak bunun gizli soruşturmacı görevlendirilmesi anlamına gelmeyeceğini ifade etmiştir. Başka bir anlatımla, her güven alımı işlemini gerçekleştiren kolluk görevlisi “gizli soruşturmacı” değildir.
Kararda ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına da paralel bir değerlendirme yapılmıştır. Mevcut suç faaliyetini ortaya çıkarmak amacıyla yapılan pasif güven alımının hukuka uygun olduğu; buna karşılık kolluğun suç işlemeye niyeti bulunmayan kişiyi yönlendirmesi veya teşvik etmesi hâlinde adil yargılanma hakkının ihlal edileceği kabul edilmiştir.
Bu kararlar, sonraki yıllarda verilen çok sayıda bozma ve onama kararının da temelini oluşturmuştur. Özellikle 2022, 2023, 2024 ve 2025 yıllarında 8. ve 10. Ceza Dairelerinin verdiği kararların büyük bölümü, Ceza Genel Kurulunun ortaya koyduğu bu ilkelere dayanılarak oluşturulmuştur.
Uyuşturucu Suçlarında Güven Alımında Hangi Durumlarda Deliller Hukuka Aykırı Sayılır?

Uyuşturucu madde ticareti suçlarında güven alımı önemli bir delil elde etme yöntemi olmakla birlikte, her güven alımı işlemi hukuka uygun kabul edilmez. Ceza muhakemesinde esas olan yalnızca maddi gerçeğe ulaşmak değil, bu gerçeğe hukuka uygun yöntemlerle ulaşmaktır. Bu nedenle kolluğun soruşturma sırasında kullandığı yöntemler, en az ele geçirilen uyuşturucu madde kadar önem taşımaktadır.
Son yıllarda Yargıtay, özellikle güven alımı yoluyla elde edilen delilleri ayrıntılı biçimde incelemekte ve kolluk görevlilerinin pasif soruşturma sınırını aşıp aşmadığını denetlemektedir. Eğer görevli kişi, yalnızca mevcut suç faaliyetini belgelemek yerine sanığın suç işleme iradesini etkileyen davranışlarda bulunmuşsa, artık hukuka uygun bir güven alımından söz edilemez.
Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde, güven alımının hukuka aykırı sayılmasına yol açan başlıca durumlar şu şekilde özetlenebilir.
1. Kolluk Görevlisinin Sanığı Suça Teşvik Etmesi
Güven alımına ilişkin bozma kararlarının büyük çoğunluğu bu nedene dayanmaktadır.
Ceza muhakemesi hukukunda kolluk görevlisi, mevcut suçu ortaya çıkarmakla görevlidir. Buna karşılık suç işlemeye niyeti olmayan bir kişiyi ikna etmek, cesaretlendirmek veya yönlendirmek soruşturma faaliyeti kapsamında değerlendirilemez.
Bu nedenle aşağıdaki davranışlar hukuka aykırılık oluşturabilir:
- Israrla uyuşturucu madde talep edilmesi,
- Satış teklifinin kolluk tarafından gündeme getirilmesi,
- Şüphelinin güvenini kazanmak amacıyla yönlendirici konuşmalar yapılması,
- Satışın gerçekleşmesi için telkinlerde bulunulması,
- Sanığın tereddütlerini gidermeye yönelik ifadeler kullanılması.
Bu tür davranışlar artık delil toplama faaliyeti olmaktan çıkmakta ve kışkırtıcı ajan niteliğine dönüşmektedir.
Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2023/8952 Sayılı Kararı
Bu karar, son yıllarda güven alımı konusunda verilen en önemli bozma kararlarından biridir.
Olayda gizli soruşturmacılar, sanığın bulunduğu yere giderek önce onun uyuşturucu satıp satmadığını anlamaya çalışmışlardır. Sanık ilk anda temkinli davranmış, karşısındaki kişileri tanımadığını ve polis olabileceklerini düşündüğünü ifade etmiştir.
Bunun üzerine görevliler, sanığın güvenini kazanmak amacıyla “Biz de piyasadanız.” şeklinde konuşmuş, daha önce bölgeden uyuşturucu aldıklarını söylemiş ve kendilerini uyuşturucu çevresinden kişiler gibi tanıtmışlardır.
Bu konuşmaların ardından sanık güven duymuş ve uyuşturucu maddeyi getirerek görevlilere teslim etmiştir.
Yerel mahkeme bu olayı uyuşturucu ticareti olarak değerlendirerek mahkûmiyet kararı vermiştir.
Ancak Yargıtay farklı bir sonuca ulaşmıştır.
- Ceza Dairesine göre kolluk görevlileri yalnızca mevcut bir suçu gözlemlemekle yetinmemiş, sanığın iradesini etkileyen aktif davranışlar sergilemiştir. Özellikle sanığın başlangıçta şüpheci davranmasına rağmen güven kazanmak amacıyla yapılan konuşmaların, satış kararının oluşumunda etkili olduğu kabul edilmiştir.
Bu nedenle Yargıtay, kolluk görevlilerinin pasif soruşturmacı sınırını aştığını, artık kışkırtıcı ajan gibi hareket ettiklerini ve bu yöntemle elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu belirterek mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.
Bu kararın uygulamaya getirdiği en önemli ilke şudur:
Kolluğun güven kazanmak amacıyla yaptığı yönlendirici konuşmalar dahi bazı durumlarda sanığın iradesini etkileyebilir ve güven alımını hukuka aykırı hâle getirebilir.
Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2023/5998 Sayılı Kararı
Benzer şekilde bu kararda da sanığın, alıcı gibi davranan görevlilere uyuşturucu madde sattığı kabul edilmiş ve yerel mahkeme mahkûmiyet kararı vermiştir.
Dosyada görüntü kayıtları bulunmasına rağmen Yargıtay yalnızca görüntülerin varlığıyla yetinmemiş, görüntülerin nasıl elde edildiğini de incelemiştir.
Yargıtay, gizli soruşturmacı veya adli kolluk görevlisinin delil toplama faaliyeti sırasında pasif davranması gerektiğini vurgulamıştır. Eğer görevli kişi, delil elde etmek amacıyla sanığı normal şartlarda işlemeyeceği bir suça yönlendiriyorsa, elde edilen deliller hukuka uygun kabul edilemez.
Somut olayda görevli kişilerin, uyuşturucu madde temin edilmesini sağlayacak şekilde hareket ettikleri, soruşturmayı başlatabilmek için aktif rol üstlendikleri değerlendirilmiştir.
Bu nedenle görüntü kayıtları mevcut olmasına rağmen mahkûmiyet kararı bozulmuştur.
Bu karar önemli bir gerçeği göstermektedir:
Bir olayın görüntüyle kaydedilmiş olması tek başına delilin hukuka uygun olduğu anlamına gelmez.
Delilin hangi yöntemle elde edildiği her zaman ayrıca incelenmektedir.
Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2022/13453 Sayılı Kararı
Bu karar da güven alımı sınırlarının aşılması bakımından dikkat çekici örneklerden biridir.
Olayda gizli soruşturmacılar, uyuşturucu satıldığı bilgisi alınan bölgeye sivil araçla gitmiş, bir süre bekledikten sonra sanığın yanına yaklaşmış ve onu araçlarına davet etmişlerdir.
Araç içerisinde sanığa uyuşturucu madde bulunup bulunmadığını sormaları üzerine sanık, yanında eroin olduğunu söylemiş ve para karşılığında satış gerçekleştirmiştir.
İlk derece mahkemesi bu olayı uyuşturucu ticareti olarak kabul ederek mahkûmiyet kararı vermiştir.
Yargıtay ise olayın yalnızca satış anına değil, satışa giden sürece odaklanmıştır.
Kararda, kolluk görevlilerinin pasif şekilde beklemek yerine sanığın yanına giderek onu araca davet etmeleri ve satış sürecini başlatan taraf olmalarının önemli olduğu belirtilmiştir.
Daireye göre bu davranışlar, suçun doğal akışı içerisinde gerçekleşen bir güven alımı olmaktan çıkmış; sanığın suç işlemeye yönlendirilmesine yol açmıştır.
Bu nedenle elde edilen deliller hukuka aykırı kabul edilmiş ve mahkûmiyet hükmü bozulmuştur.
Kararın savunma bakımından önemi büyüktür.
Çünkü birçok dosyada kolluk görevlilerinin sanığı ilk kimin aradığı, ilk teması kimin kurduğu ve satış teklifinin kimden geldiği yeterince incelenmeden mahkûmiyet kararı verilmektedir.
Oysa Yargıtay’a göre bu ayrıntılar, beraat ile mahkûmiyet arasındaki farkı oluşturabilecek niteliktedir.
2. Güven Alımından Önce Somut Şüphe Bulunmalıdır
Güven alımı rastgele kişilere uygulanabilecek bir yöntem değildir.
Kolluk görevlilerinin yalnızca “bakalım uyuşturucu satacak mı” düşüncesiyle herhangi bir kişiye yaklaşmaları, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Şüpheli hakkında güven alımına başlanmadan önce;
- somut ihbar,
- istihbari bilgi,
- fiziki takip,
- iletişim kayıtları,
- önceki çalışmalar,
- başka deliller
gibi kuvvetli şüphe oluşturan emarelerin bulunması gerekir.
Aksi takdirde soruşturma faaliyeti, suçun ortaya çıkarılmasından ziyade suç oluşturma yöntemine dönüşebilir.
Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 2015/2691 Sayılı Kararı
Bu karar, güven alımı konusunda verilen en kapsamlı içtihatlardan biridir.
Dosyada Emniyet Müdürlüğü tarafından yalnızca “uyuşturucu sokak satıcılarının tespit edilmesi” amacıyla gizli soruşturmacı görevlendirilmesi talep edilmiştir.
Ancak hangi kişinin soruşturulduğu, hangi somut olay nedeniyle bu tedbire başvurulduğu ve neden başka yöntemlerle delil elde edilemediği açıklanmamıştır.
Yargıtay bu uygulamayı hukuka aykırı bulmuştur.
Kararda özellikle şu hususlar vurgulanmıştır:
- Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi genel önleme amacıyla kullanılamaz.
- Soruşturma konusu olay somut olarak belirlenmelidir.
- Kuvvetli suç şüphesinin neden oluştuğu kararda açıklanmalıdır.
- Başka yöntemlerle delil elde edilmesinin neden mümkün olmadığı gerekçelendirilmelidir.
Daire ayrıca önemli bir başka hukuka aykırılığa daha dikkat çekmiştir.
Dosyada teknik araçlarla izleme kararı bulunmamasına rağmen gizli görüntü kayıtları alınmıştır.
Yargıtay, CMK’nın 139. maddesi uyarınca verilen gizli soruşturmacı kararının teknik araçlarla izleme yetkisi vermeyeceğini açıkça ifade etmiş; teknik takip yapılabilmesi için ayrıca CMK’nın 140. maddesi kapsamında karar alınması gerektiğini belirtmiştir.
Kararda savunma hakkına ilişkin önemli bir değerlendirme de yapılmıştır.
Uyuşturucu maddeyi güven alımı yoluyla temin eden görevlilerin, gerekli güvenlik tedbirleri alınarak tanık sıfatıyla dinlenebileceği; sanığın bu kişilere soru sorma hakkının adil yargılanma hakkının bir parçası olduğu vurgulanmıştır.
Bu yönüyle karar, yalnızca güven alımı bakımından değil, teknik takip, tanık dinlenmesi ve hukuka aykırı deliller konusunda da uygulamaya yön veren temel içtihatlardan biri hâline gelmiştir.
Uyuşturucu Suçlarında Güven Alımının Hukuka Uygun Kabul Edildiği Durumlar
Yargıtay uygulamasında güven alımı başlı başına hukuka aykırı bir soruşturma yöntemi olarak görülmemektedir. Aksine, uyuşturucu madde ticareti suçlarının gizli şekilde işlenmesi nedeniyle bu yöntemin etkin bir delil elde etme aracı olduğu kabul edilmektedir. Ancak güven alımının hukuka uygun sayılabilmesi için kolluğun yalnızca mevcut suç faaliyetini ortaya çıkarmaya yönelik pasif bir tutum sergilemesi gerekir.
Başka bir ifadeyle, suç işleme kararı sanığa ait olmalı; kolluk yalnızca bu kararı belgelemelidir. Eğer satış kararı zaten sanık tarafından verilmişse ve kolluk bu süreci sadece gözlemleyerek delillendiriyorsa, güven alımı hukuka uygun kabul edilmektedir.
Son yıllarda Yargıtay 8. ve 10. Ceza Dairelerinin verdiği kararlar da bu ilkeyi istikrarlı biçimde sürdürmektedir.
Kolluk Görevlisinin Pasif Konumda Kalması Esastır
Yargıtay kararlarında en sık tekrar edilen ölçüt, kolluğun pasif soruşturmacı olarak hareket etmesidir.
Pasif soruşturmacıdan kastedilen; suçun oluşumuna katkıda bulunmayan, sanığı yönlendirmeyen, suç işleme iradesini etkilemeyen ve yalnızca mevcut suç faaliyetini belgeleyen kolluk görevlisidir.
Bu kapsamda aşağıdaki davranışlar kural olarak hukuka uygun kabul edilmektedir:
- Sanığın zaten satış teklifinde bulunmuş olması,
- Kolluğun yalnızca alıcı rolü üstlenmesi,
- Pazarlığın sanık tarafından yürütülmesi,
- Uyuşturucu maddenin sanığın kendi iradesiyle temin edilmesi,
- Kolluğun suçun işlenmesini kolaylaştıracak ek davranışlarda bulunmaması.
Bu ölçütler, özellikle Yargıtay’ın son dönem kararlarında açık şekilde görülmektedir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2025/502 Sayılı Kararı
Bu karar, güven alımının hukuka uygun kabul edildiği örneklerden biridir.
Dosyada kolluk görevlileri, daha önce hakkında uyuşturucu madde sattığı yönünde istihbari bilgiler bulunan sanıkla irtibat kurmuştur. Yapılan görüşmede sanık, herhangi bir yönlendirme olmaksızın uyuşturucu maddeyi temin edebileceğini söylemiş, fiyatı kendisi belirlemiş ve teslim yerini yine kendisi kararlaştırmıştır.
Görüşme boyunca kolluk görevlileri yalnızca alıcı sıfatıyla hareket etmiş; sanığı ikna etmeye veya satış yapması için teşvik etmeye yönelik herhangi bir davranış sergilememiştir.
İlk derece mahkemesi mahkûmiyet kararı vermiş, dosya temyiz edilmiştir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi ise güven alımının hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşmıştır.
Kararda özellikle şu değerlendirme dikkat çekmektedir:
Sanığın suç işleme iradesi kolluk tarafından oluşturulmamış; yalnızca mevcut ticari faaliyet kayıt altına alınmıştır. Bu nedenle deliller hukuka uygundur.
Bu karar, pasif soruşturma ilkesinin uygulamadaki en açık örneklerinden biridir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2025/5001 Sayılı Kararı
Bu dosyada savunma tarafı, güven alımı nedeniyle hukuka aykırı delil bulunduğunu ileri sürmüştür.
Ancak dosya kapsamındaki telefon görüşmeleri, fiziki takip tutanakları ve kamera kayıtları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın uzun süredir uyuşturucu ticareti yaptığına ilişkin bağımsız deliller bulunduğu anlaşılmıştır.
Kolluk görevlileri yalnızca bu faaliyetin doğruluğunu test etmek amacıyla alıcı rolüne girmiştir.
Yargıtay, güven alımının soruşturmayı başlatan unsur olmadığını; zaten mevcut olan suç faaliyetini belgeleyen tamamlayıcı bir işlem niteliğinde bulunduğunu belirtmiştir.
Dolayısıyla bu olayda kolluğun davranışlarının kışkırtıcı ajan kapsamında değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu karar, özellikle şu bakımdan önemlidir:
Güven alımı tek başına değerlendirilmez; soruşturmanın bütününe bakılır.
Eğer güven alımından önce de uyuşturucu ticaretine ilişkin güçlü deliller mevcutsa, güven alımı hukuka uygun kabul edilmektedir.
Pazarlık Yapılması Tek Başına Hukuka Aykırılık Oluşturmaz
Uygulamada sık karşılaşılan savunmalardan biri de fiyat pazarlığı yapılmasının kolluğu suçun tarafı hâline getirdiği iddiasıdır.
Yargıtay ise bu konuda daha farklı bir yaklaşım benimsemektedir.
Eğer fiyat konuşması, uyuşturucu satışının doğal akışı içerisinde gerçekleşiyorsa ve kolluk görevlisi yalnızca alıcı gibi davranıyorsa, pazarlık yapılmış olması güven alımını hukuka aykırı hâle getirmez.
Önemli olan, pazarlığın suç işleme kararını doğurmaması; yalnızca zaten kararlaştırılmış satışın bir parçası olmasıdır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2025/3163 Sayılı Kararı
Bu kararda sanık, kolluk görevlileriyle uyuşturucu maddenin fiyatı konusunda pazarlık yapmış, daha sonra satış gerçekleştirmiştir.
Temyiz dilekçesinde bu durumun kışkırtıcı ajan niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Yargıtay ise dosya kapsamını ayrıntılı biçimde incelemiş ve farklı sonuca ulaşmıştır.
Kararda, pazarlığın tamamen sanık tarafından yürütüldüğü, uyuşturucu maddenin miktarını ve satış şartlarını sanığın belirlediği, kolluk görevlilerinin ise yalnızca alıcı rolünü sürdürdüğü belirtilmiştir.
Dolayısıyla pazarlık yapılmış olması tek başına hukuka aykırılık oluşturmadığından mahkûmiyet kararı onanmıştır.
Bu karar uygulamada önemli bir ölçüt ortaya koymaktadır.
Pazarlık yapılması değil, pazarlığın suç işleme iradesini etkileyip etkilemediği önemlidir.
Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2023/4992 Sayılı Kararı
Bu karar, güven alımı sırasında teknik takip ve fiziki gözlemin birlikte kullanıldığı dosyalardan biridir.
Olayda kolluk görevlileri, sanığın uzun süredir uyuşturucu ticareti yaptığı yönündeki bilgiler üzerine fiziki takip başlatmış; daha sonra alıcı sıfatıyla sanıkla iletişim kurmuştur.
Sanık, herhangi bir tereddüt göstermeden satış teklifini kabul etmiş, uyuşturucu maddeyi getirerek teslim etmiş ve satış bedelini almıştır.
Dosyada yer alan kamera kayıtları, takip tutanakları ve yakalama işlemleri birbirini doğrulamaktadır.
Yargıtay, kolluğun suç oluşturmadığını; yalnızca zaten devam eden uyuşturucu ticaretini belgelediğini belirterek mahkûmiyet kararını hukuka uygun bulmuştur.
Kararda özellikle, güven alımı ile fiziki takip kayıtlarının birbirini desteklemesi delil güvenilirliği açısından önemli görülmüştür.
Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2023/9650 Sayılı Kararı
Bu kararda da savunma tarafı güven alımının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Ancak dosya incelendiğinde sanığın, kolluk görevlileriyle ilk görüşmeden önce de uyuşturucu ticareti yaptığına ilişkin tanık anlatımları, iletişim kayıtları ve fiziki takip bulguları bulunduğu görülmüştür.
Yargıtay, güven alımının soruşturmayı başlatan değil, mevcut delilleri güçlendiren bir işlem olduğunu belirterek mahkûmiyet hükmünü onamıştır.
Bu karar, özellikle savunma bakımından önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır.
Eğer dosyada güven alımından bağımsız yeterli deliller mevcutsa, yalnızca güven alımına ilişkin itirazlar çoğu zaman mahkûmiyet kararını ortadan kaldırmaya yetmeyebilir.
Bu nedenle savunmanın dosyadaki bütün delilleri birlikte değerlendirmesi gerekir.
Teknik Araçlarla İzleme ve Güven Alımı Birbirinden Farklı Tedbirlerdir
Uygulamada zaman zaman güven alımı sırasında elde edilen görüntü kayıtlarının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
Bu konuda en önemli ölçütlerden biri, teknik araçlarla izlemenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığıdır.
CMK’nın 140. maddesi uyarınca teknik araçlarla izleme kararı alınması gereken hâllerde, yalnızca güven alımı kararıyla görüntü kaydı yapılması mümkün değildir.
Buna karşılık, kanuni şartlara uygun şekilde alınmış teknik takip kararı varsa, güven alımı sırasında elde edilen görüntüler delil olarak kullanılabilir.
Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2024/26250 Sayılı Kararı
Bu karar, güven alımı ile teknik araçlarla izleme tedbirinin birbirinden bağımsız değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
Dosyada hem güven alımı yapılmış hem de teknik takip tedbiri uygulanmıştır.
Savunma tarafı teknik kayıtların hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüşse de Yargıtay, teknik izlemenin usulüne uygun mahkeme kararına dayandığını, elde edilen kayıtların güven alımını doğruladığını ve deliller arasında çelişki bulunmadığını belirterek mahkûmiyet kararını onamıştır.
Karar, uygulamada şu ilkeyi pekiştirmektedir:
Güven alımı ile teknik takip birbirinin alternatifi değil, şartları oluştuğunda birlikte uygulanabilen iki ayrı koruma tedbiridir.
Uyuşturucu Suçlarında Güven Alımı Bulunan Dosyalarda Savunma Nasıl Yapılmalıdır?
Uyuşturucu madde ticareti suçlarında güven alımı delili bulunan dosyalarda etkili bir savunma, yalnızca ele geçirilen uyuşturucu maddenin miktarına veya sanığın inkârına dayanılarak yapılamaz. Savunmanın odak noktası, güven alımının hangi usulle gerçekleştirildiği ve soruşturma işlemlerinin Ceza Muhakemesi Kanunu’na uygun olup olmadığı olmalıdır.
Yargıtay’ın son yıllarda verdiği kararlar incelendiğinde, beraat veya bozma kararlarının önemli bir kısmının maddi olaydan değil, usule ilişkin hukuka aykırılıklardan kaynaklandığı görülmektedir. Bu nedenle güven alımı bulunan dosyalarda savunma hazırlanırken soruşturmanın her aşaması ayrıntılı biçimde incelenmelidir.
Özellikle aşağıdaki hususlar mutlaka değerlendirilmelidir:
- Güven alımından önce sanık hakkında somut şüphe bulunup bulunmadığı,
- İlk teması kimin başlattığı,
- Satış teklifinin kimden geldiği,
- Kolluğun yönlendirici davranış sergileyip sergilemediği,
- Teknik takip kararlarının usulüne uygun olup olmadığı,
- Kamera kayıtlarının eksiksiz dosyaya sunulup sunulmadığı,
- Güven alımını yapan görevlilerin beyanları ile diğer deliller arasında çelişki bulunup bulunmadığı.
Bu incelemeler çoğu zaman maddi vakıadan daha önemli sonuçlar doğurabilmektedir.
Ham Kamera Kayıtlarının Dosyaya Getirilmesi Neden Önemlidir?
Uygulamada güven alımı yapılan birçok dosyada mahkemeye yalnızca kolluk tarafından düzenlenen çözüm tutanakları veya seçilmiş görüntü kesitleri sunulmaktadır.
Oysa güven alımının hukuka uygun olup olmadığını anlayabilmek için işlemin başlangıcından sonuna kadar gerçekleşen tüm sürecin görülmesi gerekir.
Ham görüntüler incelendiğinde;
- ilk konuşmayı kimin başlattığı,
- sanığın başlangıçta satışa yanaşıp yanaşmadığı,
- kolluğun kaç kez talepte bulunduğu,
- herhangi bir yönlendirme yapılıp yapılmadığı,
- pazarlığın doğal akışta mı gerçekleştiği,
- sanığın tereddüt gösterip göstermediği
açık biçimde ortaya çıkabilir.
Bu nedenle savunmada yalnızca çözüm tutanaklarıyla yetinilmemesi, ham görüntü kayıtlarının tamamının dosyaya getirtilmesi talep edilmelidir.
Özellikle görüntülerin kesilmiş veya montajlanmış olması ihtimali bulunan dosyalarda bu talep büyük önem taşımaktadır.
Güven Alımını Yapan Kolluk Görevlileri Tanık Olarak Dinlenebilir mi?
Bu soru uygulamada en çok tartışılan konulardan biridir.
Bazı dosyalarda güven alımını gerçekleştiren görevlilerin kimlikleri gizli tutulduğu gerekçesiyle mahkemede dinlenmediği görülmektedir.
Oysa Yargıtay kararları, gerekli güvenlik tedbirleri alınmak kaydıyla bu kişilerin tanık olarak dinlenebileceğini kabul etmektedir.
Çünkü sanığın;
- tanıklara soru sorma,
- beyanların doğruluğunu tartışma,
- çelişkileri ortaya koyma
hakları adil yargılanma hakkının temel unsurlarındandır.
Dolayısıyla yalnızca kolluk tarafından düzenlenen tutanaklara dayanılarak mahkûmiyet kurulması her zaman yeterli görülmemektedir.
Savunma açısından, güven alımına katılan görevlilerin dinlenmesi talep edilmeli; özellikle ilk temasın nasıl kurulduğu, görüşmenin nasıl geliştiği ve satış teklifinin kimden geldiği ayrıntılı şekilde sorgulanmalıdır.
Teknik Takip Kararları Ayrıntılı İncelenmelidir
Güven alımı bulunan dosyaların önemli bir bölümünde teknik araçlarla izleme veya iletişimin denetlenmesi tedbirleri de uygulanmaktadır.
Savunma hazırlanırken şu hususlar mutlaka kontrol edilmelidir:
- Mahkeme kararı mevcut mu?
- Karar gerekçeli mi?
- Tedbir süresi aşılmış mı?
- Uzatma kararları usulüne uygun verilmiş mi?
- Kararın kapsamı dışına çıkılmış mı?
- Teknik kayıtlarla çözüm tutanakları arasında farklılık bulunuyor mu?
Bu incelemeler sonucunda hukuka aykırılık tespit edilmesi hâlinde ilgili delillerin hükme esas alınamayacağı ileri sürülebilir.
Güven Alımı Tek Başına Uyuşturucu Ticareti Suçunu İspatlamaz
Uygulamada zaman zaman güven alımı sonucunda sanığın mutlaka uyuşturucu ticareti suçundan mahkûm olacağı yönünde yanlış bir kanaat oluşmaktadır.
Oysa Yargıtay, güven alımını tek başına kesin mahkûmiyet nedeni olarak görmemektedir.
Mahkeme;
- uyuşturucu maddenin miktarını,
- ele geçiriliş şeklini,
- paketleme biçimini,
- iletişim kayıtlarını,
- para trafiğini,
- tanık anlatımlarını,
- sanığın savunmasını
birlikte değerlendirmek zorundadır.
Dolayısıyla güven alımı yalnızca delillerden biridir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2021/400 Sayılı Kararı Ne Diyor?
Ceza Genel Kurulunun 2021/400 sayılı kararı, güven alımının ispat gücü bakımından önemli ilkeler ortaya koymaktadır.
Dosyada sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan mahkûmiyet kararı verilmiş; hüküm temyiz edilmiştir.
Ceza Genel Kurulu, uyuşturucu madde ticareti suçunun ispatında tek bir delile dayanılmasının yeterli olmadığını vurgulamıştır. Kararda özellikle, mahkemelerin olayın tüm özelliklerini birlikte değerlendirmesi gerektiği belirtilmiştir.
Kurul; uyuşturucu maddenin miktarı, ele geçiriliş biçimi, sanığın davranışları, iletişim kayıtları, para hareketleri ve diğer tüm maddi deliller birlikte incelenmeden yalnızca güven alımı veya tek bir satış olgusuna dayanılarak mahkûmiyet kurulmasının sağlıklı olmayacağını ifade etmiştir.
Bu karar, güven alımının mutlak mahkûmiyet nedeni olmadığını göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
Özellikle kullanım amacıyla bulundurma ile ticaret suçunun ayrımında, güven alımı dışında kalan diğer delillerin de dikkatle değerlendirilmesi gerektiği bir kez daha ortaya konulmuştur.
Yargıtay Kararlarının Ortaya Koyduğu Ortak İlkeler

Bu makalede incelenen Ceza Genel Kurulu ile 8., 10. ve 20. Ceza Dairesi kararları birlikte değerlendirildiğinde güven alımı konusunda şu temel ilkelerin benimsendiği görülmektedir:
- Güven alımı, uyuşturucu suçlarında hukuken kabul edilen bir delil elde etme yöntemidir.
- Kolluk görevlisi pasif soruşturmacı olarak hareket etmelidir.
- Şüpheliyi suç işlemeye teşvik eden davranışlar hukuka aykırıdır.
- Güven alımından önce somut suç şüphesinin bulunması gerekir.
- Gizli soruşturmacı ile adli kolluk görevlisi aynı kavram değildir.
- Teknik araçlarla izleme için ayrıca CMK’nın 140. maddesi kapsamında karar alınmalıdır.
- Güven alımını gerçekleştiren görevlilerin beyanları gerektiğinde mahkeme huzurunda denetlenebilmelidir.
- Güven alımı tek başına uyuşturucu ticareti suçunun ispatı için yeterli değildir; tüm deliller birlikte değerlendirilmelidir.
Bu ilkeler, son yıllarda Yargıtay’ın istikrar kazanan içtihat çizgisini yansıtmaktadır.
Güven Alımı Durumunda Uyuşturucu Avukatının Önemi

Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçlarında güven alımı, suçun ortaya çıkarılmasını sağlayan etkili bir soruşturma yöntemi olmakla birlikte, hukuki sınırları son derece belirgin olan istisnai bir delil elde etme faaliyetidir. Ceza muhakemesi hukukunda amaç yalnızca suçla mücadele etmek değil, aynı zamanda temel hak ve özgürlükleri koruyarak adil yargılanma ilkesini güvence altına almaktır. Bu nedenle güven alımının hukuka uygunluğu, her somut olay bakımından ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile 8., 10. ve 20. Ceza Dairelerinin son yıllarda verdiği kararlar birlikte incelendiğinde, güven alımının hukuka uygun sayılabilmesi için kolluğun pasif soruşturmacı konumunu koruması, suç işleme kararını etkilememesi ve yalnızca mevcut suç faaliyetini belgelemekle yetinmesi gerektiği açıkça görülmektedir. Buna karşılık kolluğun sanığın güvenini kazanmak amacıyla yönlendirici davranışlarda bulunması, satış kararının oluşumuna etki etmesi veya somut şüphe bulunmaksızın soruşturma başlatması hâlinde elde edilen deliller hukuka aykırı kabul edilebilmektedir.
Bu nedenle güven alımı bulunan uyuşturucu dosyalarında savunmanın yalnızca ele geçirilen maddeye odaklanması yeterli değildir. Güven alımı sürecinin tamamı; görevlendirme kararları, fiziki takip tutanakları, teknik izleme kararları, kamera kayıtları ve kolluk görevlilerinin işlemleri birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle ham görüntü kayıtlarının incelenmesi, ilk temasın kim tarafından kurulduğunun tespiti ve soruşturma işlemlerinin hukuka uygunluğunun denetlenmesi, birçok dosyada davanın sonucunu değiştirebilecek öneme sahiptir.
Sonuç olarak güven alımı, ne her durumda hukuka aykırı kabul edilmesi gereken bir yöntemdir ne de tek başına mahkûmiyet için yeterli bir delildir. Önemli olan, delilin hangi yöntemle elde edildiği ve bu süreçte adil yargılanma hakkına saygı gösterilip gösterilmediğidir. Her dosyanın kendi özellikleri çerçevesinde değerlendirilmesi, hem maddi gerçeğe ulaşılmasını hem de hukuk devleti ilkesinin korunmasını sağlayacaktır.
Sık Sorulan Sorular
Uyuşturucu Suçlarında Güven alımı nedir?
Güven alımı, kolluk görevlisinin veya kanuni şartları taşıyan gizli soruşturmacının alıcı gibi davranarak şüpheliden uyuşturucu madde satın alması ve bu suretle mevcut suç faaliyetini delillendirmesi yöntemidir. Amaç yeni bir suç oluşturmak değil, işlendiği değerlendirilen suçu ortaya çıkarmaktır.
Uyuşturucu Suçlarında Güven alımı her zaman hukuka uygun mudur?
Hayır. Kolluk görevlisinin sanığı suç işlemeye yönlendirmesi, satış konusunda ısrarcı olması veya suç işleme iradesini etkilemesi hâlinde güven alımı hukuka aykırı hâle gelebilir. Yargıtay, bu durumda elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağını kabul etmektedir.
Uyuşturucu Suçlarında Gizli soruşturmacı ile güven alımı aynı şey midir?
Hayır. Güven alımı bir delil elde etme yöntemidir. Gizli soruşturmacı ise CMK’nın 139. maddesi kapsamında mahkeme kararıyla görevlendirilen kamu görevlisidir. Her güven alımında gizli soruşturmacı bulunması zorunlu değildir.
Uyuşturucu Suçlarında Güven alımı tek başına uyuşturucu ticareti suçunu ispatlar mı?
Hayır. Mahkeme, güven alımı yanında uyuşturucu maddenin miktarı, paketlenme şekli, iletişim kayıtları, para hareketleri, tanık beyanları ve diğer tüm delilleri birlikte değerlendirmek zorundadır.
Uyuşturucu Suçlarında Güven alımı yapılan dosyada beraat kararı verilebilir mi?
Evet. Güven alımının hukuka aykırı yöntemlerle gerçekleştirildiğinin, kolluğun sanığı suça teşvik ettiğinin veya delillerin usule aykırı elde edildiğinin tespit edilmesi hâlinde beraat veya bozma kararı verilmesi mümkündür.
Uyuşturucu Suçlarında Güven Alımı İle ilgili olarak Uyuşturucu Avukatı Harun Karadağ ile iletişime geçebilirsiniz.


