Kadın Doğum Malpraktis Davaları Nedir? Yargıtay Kararları Neden Önemlidir?
Kadın doğum alanında gerçekleştirilen tıbbi müdahaleler; anne ve bebeğin yaşamını doğrudan etkileyen, yüksek dikkat ve özen gerektiren işlemler arasında yer almaktadır. Gebelik takibi, normal doğum, sezaryen, doğum sonrası bakım ve acil obstetrik müdahaleler sırasında meydana gelen hatalar, hem ceza hukuku hem de tazminat hukuku bakımından ciddi hukuki sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle kadın doğum malpraktis davaları, sağlık hukukunun en fazla bilirkişi incelemesi yapılan dava türlerinden biridir.
Ancak doğum sırasında meydana gelen her olumsuz sonuç, hekimin kusurlu olduğu anlamına gelmez. Tıp biliminin doğasında bulunan ve tüm tıbbi kurallara uyulmasına rağmen ortaya çıkabilen komplikasyonlar ile hekimin dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal etmesi sonucu oluşan malpraktis birbirinden tamamen farklı kavramlardır. Bu ayrımın doğru yapılması, hem ceza soruşturmalarında hem de maddi ve manevi tazminat davalarında belirleyici öneme sahiptir.
Bu yazımızda, kadın doğum alanında verilen emsal Yargıtay kararlarını ayrıntılı şekilde inceleyerek hangi durumlarda doktorların kusurlu kabul edildiğini, hangi olayların ise tıbben kaçınılmaz komplikasyon olarak değerlendirildiğini açıklayacağız. Böylece hem sağlık çalışanları hem de hasta ve hasta yakınları açısından uygulamadaki yargısal yaklaşım daha anlaşılır hale gelecektir.
Kadın Doğum Malpraktisi Nedir?
Malpraktis; en genel anlamıyla hekimin veya diğer sağlık personelinin, mesleğini icra ederken tıp biliminin kabul ettiği kurallara aykırı davranması nedeniyle hastanın zarar görmesidir. Başka bir ifadeyle, gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesi sonucu ortaya çıkan önlenebilir zararlar malpraktis olarak nitelendirilmektedir.
Kadın hastalıkları ve doğum uygulamalarında malpraktis iddiaları çoğunlukla şu olaylardan kaynaklanmaktadır:
- Gebelik sürecinin yeterince takip edilmemesi,
- Riskli gebeliklerin zamanında tespit edilememesi,
- Sezaryen kararının geciktirilmesi,
- Fetal distres bulgularının gözden kaçırılması,
- Doğum sırasında yanlış müdahalelerde bulunulması,
- Doğum sonrası gelişen kanamaya geç müdahale edilmesi,
- Cerrahi operasyonlarda yabancı cisim unutulması,
- Anne veya bebeğin kalıcı sağlık sorunları yaşamasına neden olan ihmal iddiaları.
Ancak bu olayların her biri otomatik olarak doktor hatası anlamına gelmez. Yargıtay kararlarında da görüleceği üzere, olayın tıbbi standartlara uygun yönetilip yönetilmediği, bilimsel veriler ve bilirkişi raporları ışığında ayrı ayrı değerlendirilmektedir.
Malpraktis ile Komplikasyon Arasındaki Fark
Kadın doğum davalarında en çok tartışılan konu, meydana gelen sonucun komplikasyon mu yoksa malpraktis mi olduğudur.
Komplikasyon; hekimin tüm tıbbi kurallara uygun hareket etmesine rağmen önceden tamamen engellenemeyen ve tıbbın kabul ettiği riskler kapsamında ortaya çıkan olumsuz sonuçları ifade eder. Buna karşılık malpraktis ise, gerekli özen gösterilmiş olsaydı önlenebilecek bir zararın meydana gelmesidir.
Örneğin doğum sonrasında gelişen uterus atonisi (rahmin kasılamaması nedeniyle oluşan ciddi kanama), gerekli tüm müdahaleler zamanında yapılmasına rağmen bazı hastalarda gelişebilen bir komplikasyondur. Buna karşılık fetal sıkıntı bulgularına rağmen sezaryen kararının geciktirilmesi veya gerekli tetkiklerin hiç yapılmaması halinde ise hekimin kusurundan söz edilmesi mümkündür.
Nitekim Yargıtay da kararlarında yalnızca zararın meydana gelmiş olmasına değil, hekimin olay anındaki davranışının tıp biliminin genel kabul gören kurallarına uygun olup olmadığına odaklanmaktadır.
Kadın Doğum Malpraktis Davalarında Yargıtay Hangi Kriterleri Dikkate Almaktadır?
İncelenen Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde, yüksek mahkemenin benzer olaylarda belirli temel kriterleri esas aldığı görülmektedir.
Özellikle şu hususlar ayrıntılı olarak incelenmektedir:
- Gebelik takibinin tıbbi standartlara uygun yürütülüp yürütülmediği,
- NST, ultrason ve laboratuvar sonuçlarının doğru değerlendirilip değerlendirilmediği,
- Sezaryen veya normal doğum kararının tıbben isabetli olup olmadığı,
- Hastanın uygun şekilde izlenip izlenmediği,
- Konsültasyonların zamanında yapılıp yapılmadığı,
- Acil müdahale gerektiren durumlarda gerekli işlemlerin gecikmeden uygulanıp uygulanmadığı,
- Meydana gelen zararın öngörülebilir ve önlenebilir olup olmadığı,
- Hekim ile ortaya çıkan zarar arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı.
Bu değerlendirmelerde yalnızca hastane kayıtları değil; Adli Tıp Kurumu raporları, üniversite öğretim üyeleri tarafından hazırlanan bilirkişi raporları, Yüksek Sağlık Şurası görüşleri ve diğer uzman raporları birlikte değerlendirilmektedir.
Bilirkişi ve Adli Tıp Raporlarının Önemi
Kadın doğum malpraktis davalarının en önemli delili çoğu zaman bilirkişi raporlarıdır. Ceza mahkemeleri ve hukuk mahkemeleri, tıbbi bilgi gerektiren uyuşmazlıklarda Adli Tıp Kurumu veya alanında uzman bilirkişilerden rapor alınmasına başvurmaktadır.
Ancak uygulamada farklı bilirkişi raporlarının birbiriyle çeliştiği durumlara da sıkça rastlanmaktadır. Böyle hâllerde Yargıtay, eksik veya çelişkili inceleme ile hüküm kurulmasını hukuka aykırı görmekte; gerekirse dosyanın Adli Tıp Kurumu Genel Kuruluna gönderilmesini isteyerek çelişkilerin giderilmesini talep etmektedir.
Bu yaklaşım, özellikle kadın doğum malpraktis davalarında kusur değerlendirmesinin yalnızca tek bir bilirkişi raporuna dayanılarak yapılamayacağını göstermesi bakımından büyük önem taşımaktadır.
Bu Makalede Hangi Yargıtay Kararlarını İnceleyeceğiz?
Makalenin devamında, kadın doğum alanında verilen önemli Yargıtay kararları ayrıntılı olarak incelenecektir. Özellikle;
- doğum sonrası gelişen uterus atonisi,
- brakial pleksus lezyonu,
- bebekte ortaya çıkan serebral palsy,
- sezaryen sonrası gelişen enjeksiyon nöropatisi,
- anne karnında bebeğin kaybedilmesine ilişkin bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler,
- ameliyat sırasında batın içerisinde gazlı bez unutulması,
- yabancı cisim unutulmasına rağmen şikâyet süresinin kaçırılması nedeniyle verilen düşme kararları,
Yargıtay’ın gerekçeleriyle birlikte değerlendirilecektir.
Böylece, kadın doğum uzmanlarının hangi durumlarda cezai veya hukuki sorumluluk altına girdiği, hangi olayların ise komplikasyon olarak kabul edildiği emsal kararlar ışığında ayrıntılı biçimde ortaya konulacaktır.
Beraat Kararının Onandığı Kadın Doğum Malpraktis Örnek Yargıtay Kararları
Kadın doğum malpraktis davalarında en önemli hukuki tartışmalardan biri, meydana gelen zararın hekimin kusurundan mı yoksa kaçınılmaz bir komplikasyondan mı kaynaklandığının belirlenmesidir. İncelenen Yargıtay kararlarında görüldüğü üzere, yalnızca anne veya bebeğin zarar görmüş olması tek başına mahkûmiyet için yeterli kabul edilmemektedir. Adli Tıp Kurumu, Yüksek Sağlık Şurası ve uzman bilirkişiler tarafından hazırlanan raporlarda tıbbi uygulamanın bilimsel standartlara uygun olduğu tespit edildiğinde, Yargıtay çoğu zaman beraat kararlarını onamaktadır.
Aşağıda, uygulamada en çok karşılaşılan kadın doğum malpraktis davalarına ilişkin emsal kararlar yer almaktadır.
1. Doğum Sonrası Gelişen Uterus Atonisi Nedeniyle Rahmin Alınması (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2021/5826)
Olayın Özeti
Devlet hastanesinde gerçekleştirilen normal doğumun ardından hastada şiddetli doğum sonrası kanama meydana gelmiştir. Sağlık ekibi tarafından ilaç tedavisi uygulanmış, uterusa masaj yapılmış ve kanama kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Kanamanın devam etmesi üzerine hasta ileri tedavi amacıyla üniversite hastanesine sevk edilmiş, burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kanama durdurulamayınca annenin hayatını kurtarmak amacıyla subtotal histerektomi (rahmin alınması) operasyonu gerçekleştirilmiştir. Bu operasyon sonucunda hasta yeniden çocuk sahibi olma yeteneğini kaybetmiştir.
Bilirkişi Değerlendirmesi
Dosyada bulunan Adli Tıp Kurumu raporu, üniversite hastanesi raporu ve Yüksek Sağlık Şurası görüşü birlikte değerlendirildiğinde;
- Normal doğum kararının tıbben doğru olduğu,
- Ebelerin doğumu yaptırma konusunda yetkili ve yeterli oldukları,
- Doğum sonrası gelişen uterus atonisinin her zaman önceden öngörülebilecek bir durum olmadığı,
- Kanama başladıktan sonra gerekli ilaç tedavisinin zamanında uygulandığı,
- Hastanın gecikmeksizin üst basamak sağlık kuruluşuna sevk edildiği,
- Yapılan tüm müdahalelerin tıp biliminin kabul ettiği standartlara uygun olduğu tespit edilmiştir.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi
Yargıtay, ortaya çıkan sonucun son derece ağır olmasına rağmen, sağlık çalışanlarının gerekli dikkat ve özeni gösterdiği, meydana gelen tablonun ise önlenemeyen bir komplikasyon niteliğinde bulunduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin verdiği beraat kararını onamıştır.
Kararın Önemi
Bu karar, kadın doğum davalarında sonucun ağırlığının tek başına doktor kusurunu göstermeyeceğini ortaya koymaktadır. Anne açısından rahmin alınması gibi ciddi bir sonuç doğmuş olsa bile, tıbbi süreç doğru yönetilmişse malpraktisten söz edilemeyeceği Yargıtay tarafından açıkça kabul edilmiştir.
2. Normal Doğum Sonrasında Bebekte Brakial Pleksus Lezyonu Oluşması (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2020/3987)
Olayın Özeti
Dokuz aylık gebe olarak hastaneye başvuran anne adayının normal doğum yapmasına karar verilmiş ve yaklaşık 3950 gram ağırlığında canlı bir bebek dünyaya gelmiştir. Doğum sonrasında bebeğin sağ kolunda güçsüzlük tespit edilmiş, yapılan muayenede brakial pleksus yaralanması bulunduğu anlaşılmıştır. Bebek yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınmıştır.
Bilirkişi Değerlendirmesi
Adli Tıp Kurumu ve Yüksek Sağlık Şurası raporlarında;
- Gebenin normal doğuma alınmasının tıbben doğru olduğu,
- Sezaryen gerektiren bir endikasyon bulunmadığı,
- Doğumun olağan şekilde ilerlediği,
- Brakial pleksus yaralanmasının, tüm tıbbi kurallara uyulmasına rağmen bazı normal doğumlarda görülebilen öngörülemeyen komplikasyonlardan biri olduğu tespit edilmiştir.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi
Yargıtay, bebeğin doğum sonrasında kalıcı sağlık sorunu yaşamasına rağmen, olayın tıp biliminin kabul ettiği komplikasyon sınırları içerisinde kaldığını değerlendirerek beraat kararını hukuka uygun bulmuştur.
Kararın Önemi
Brakial pleksus yaralanmaları, uygulamada en fazla dava konusu yapılan kadın doğum komplikasyonları arasında yer almaktadır. Ancak bu karar, her brakial pleksus lezyonunun otomatik olarak doktor hatası anlamına gelmediğini göstermektedir.
3. Doğum Sonrasında Bebekte Serebral Palsy Gelişmesi (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2019/12002)
Olayın Özeti
Gebeliği boyunca düzenli şekilde takip edilen anne, doğum sancılarının başlaması üzerine hastaneye başvurmuş ve normal doğum gerçekleştirilmiştir. Doğumun hemen ardından bebeğin solunum sıkıntısı yaşadığı belirlenmiş, yoğun bakım ünitesinde tedavi görmesine rağmen ilerleyen süreçte serebral palsy tanısı konulmuştur.
Bu gelişme üzerine doğumu gerçekleştiren kadın doğum uzmanı ile hastane yönetimi hakkında malpraktis iddiasıyla ceza soruşturması başlatılmıştır.
Bilirkişi Değerlendirmesi
Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan raporda;
- Gebelik sürecinin tıbbi standartlara uygun şekilde takip edildiği,
- NST kayıtlarında bebeğin acil müdahale gerektiren bir sıkıntı içinde olduğuna ilişkin bulgu bulunmadığı,
- Normal doğum kararının doğru olduğu,
- Doğum öncesi ve doğum sırasındaki uygulamaların bilimsel kurallara uygun olduğu, belirtilmiştir.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi
Yargıtay, bilirkişi raporlarını esas alarak bebeğin daha sonra serebral palsy tanısı almış olmasının tek başına doktor kusurunu göstermeyeceğini kabul etmiş ve beraat kararını onamıştır.
Kararın Önemi
Serebral palsy tanısı konulan her çocuk açısından sağlık çalışanlarının hukuki sorumluluğu doğmaz. Mahkemeler, doğum öncesi takip, NST kayıtları, fetal değerlendirmeler ve doğum yönetiminin bilimsel standartlara uygun olup olmadığını ayrıntılı şekilde incelemektedir.
4. Sezaryen Sonrası Enjeksiyon Nöropatisi (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2018/6943)
Olayın Özeti
Sezaryen doğum yapan hastaya ameliyat sonrasında ağrı tedavisi amacıyla kalçadan enjeksiyon uygulanmıştır. Enjeksiyon sonrasında hastada sağ bacakta uyuşma ve his kaybı gelişmiş, bunun üzerine sağlık personeli hakkında taksirle yaralama suçundan dava açılmıştır.
Bilirkişi Değerlendirmesi
Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan raporlarda;
- Hastada gelişen tablonun enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu,
- Enjeksiyonun yanlış teknikle uygulandığını gösteren objektif tıbbi delil bulunmadığı,
- Sinir hasarının doğru teknik uygulanmasına rağmen anatomik farklılıklar veya ilacın yayılımı nedeniyle de gelişebileceği,
- Bu durumun tıpta kabul edilen komplikasyonlardan biri olduğu, ifade edilmiştir.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi
Yargıtay, sağlık personelinin kusurunu ortaya koyan herhangi bir bilimsel delil bulunmadığını belirterek beraat kararını hukuka uygun bulmuştur.
Kararın Önemi
Kadın doğum uygulamalarında yalnızca doğum işlemi değil, ameliyat sonrası bakım ve tedavi sürecindeki komplikasyonlar da sıkça dava konusu olmaktadır. Bu karar, komplikasyon ile uygulama hatasının mutlaka bilirkişi raporlarıyla birbirinden ayrılması gerektiğini göstermektedir.
Kadın Doğum Malpraktis Davalarında Beraat Kararlarından Çıkarılması Gereken Ortak Sonuç
İncelenen tüm kararlar birlikte değerlendirildiğinde Yargıtay’ın ortak yaklaşımı açık şekilde görülmektedir. Mahkeme, sağlık çalışanının cezai sorumluluğunu değerlendirirken yalnızca zararın meydana gelmiş olmasına değil;
- tıbbi müdahalenin bilimsel standartlara uygun yapılıp yapılmadığına,
- komplikasyon riskinin önceden öngörülebilir olup olmadığına,
- gerekli müdahalelerin zamanında gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğine,
- bilirkişi raporları arasında çelişki bulunup bulunmadığına,
- hekim ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağının kurulup kurulamadığına özellikle önem vermektedir.
Bu nedenle kadın doğum malpraktis davalarında en belirleyici unsur, çoğu zaman olayın sonucu değil; olayın yönetim biçimi ve tıbbi kayıtlarla desteklenen bilirkişi değerlendirmeleridir.
Beraat Kararının Bozulduğu ve Mahkûmiyetle Sonuçlanan Kadın Doğum Malpraktis Yargıtay Kararları
Kadın doğum malpraktis davalarında Yargıtay her zaman sağlık çalışanları lehine karar vermemektedir. Bilirkişi raporlarının çelişkili olması, gerekli tıbbi müdahalenin zamanında yapılmaması veya açık bir tıbbi ihmalin bulunması hâlinde ilk derece mahkemesi kararları bozulabilmekte ya da mahkûmiyet hükümleri onanmaktadır.
Aşağıdaki kararlar, kadın doğum uzmanları ile diğer sağlık personelinin hangi durumlarda hukuki ve cezai sorumlulukla karşılaşabileceğini göstermesi bakımından uygulamada büyük önem taşımaktadır.
1. Anne Karnında Bebeğin Ölümü ve Çelişkili Bilirkişi Raporları (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2021/2255)
Olayın Özeti
Gebeliğinin 24. haftasından itibaren kadın doğum uzmanı tarafından takip edilen anne adayı, gebeliğin 32. haftasında rutin kontrol amacıyla hastaneye başvurmuştur. Bir süre sonra bebeğin hareketlerinin azaldığını fark ederek yeniden hastaneye gitmiş, NST incelemesi yapılmış ve yapılan değerlendirme sonucunda herhangi bir sorun bulunmadığı belirtilerek evine gönderilmiştir.
Ertesi gün bebeğin hareketlerinin tamamen kesilmesi üzerine yeniden hastaneye başvuran anne adayına yapılan incelemelerde bebeğin anne karnında hayatını kaybettiği belirlenmiş ve sezaryen ile ölü doğum gerçekleştirilmiştir.
Bu olay üzerine kadın doğum uzmanı hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan ceza soruşturması başlatılmıştır.
Bilirkişi Raporları Birbirinden Farklı Sonuçlara Ulaştı
Dosyada dikkat çeken husus, farklı bilirkişi raporlarının birbirleriyle tamamen çelişmesidir.
İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen idari soruşturmada hazırlanan raporda, hekimin gebelik takibini bilimsel standartlara uygun yürütmediği değerlendirilmiştir.
Üniversite öğretim üyesi tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda da gebelik sürecindeki takip ve değerlendirmelerin güncel tıbbi uygulamalarla uyumlu olmadığı belirtilmiştir.
Soruşturma aşamasında alınan diğer uzman raporunda ise;
- Gebelikte kan şekeri yüksekliğine ilişkin gerekli incelemelerin yapılmadığı,
- Risk faktörlerinin yeterince değerlendirilmediği,
- Hastanın son başvurusunda çekilen NST’nin hatalı yorumlandığı,
- Hastanın yatırılarak izlenmesi gerekirken taburcu edildiği, gerekçeleriyle kadın doğum uzmanının kusurlu olduğu yönünde görüş bildirilmiştir.
Buna karşılık, yargılama aşamasında alınan Adli Tıp Kurumu raporunda ise gebelik takibinin tıbbi standartlara uygun olduğu, NST bulgularının acil sezaryeni gerektirmediği ve doktora kusur yüklenemeyeceği ifade edilmiştir.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi
Yargıtay, dosyada bulunan bilirkişi raporlarının birbirleriyle açık şekilde çeliştiğini tespit etmiştir.
Yüksek Mahkemeye göre;
- Anne karnındaki bebeğin ölümü ile doktorun eylemi arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı kesin olarak ortaya konulamamıştır.
- Bir kısım raporlar kusur bulunduğunu, diğer rapor ise kusur bulunmadığını belirtmektedir.
- Bu çelişki giderilmeden hüküm kurulması hukuka uygun değildir.
Bu nedenle dosyanın Adli Tıp Kurumu Genel Kuruluna gönderilerek, tüm raporlar birlikte değerlendirilmek suretiyle yeni ve ayrıntılı bir bilirkişi raporu alınması gerektiğine karar verilmiş ve beraat hükmü bozulmuştur.
Kararın Önemi
Bu karar, kadın doğum malpraktis davalarında yalnızca Adli Tıp Kurumu raporunun bulunmasının her zaman yeterli olmayacağını göstermektedir. Bilirkişi raporları arasında önemli çelişkiler varsa mahkeme bunları gidermek zorundadır.
Özellikle bebeğin anne karnında ölmesi, geç sezaryen iddiaları ve fetal distres değerlendirmelerine ilişkin davalarda bu karar uygulamada sıkça emsal gösterilmektedir.
2. Şikâyet Süresinin Kaçırılması Nedeniyle Davanın Düşmesi (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2020/5411)
Olayın Özeti
Devlet hastanesinde gerçekleştirilen sezaryen operasyonu sırasında aynı zamanda hastanın miyomlarına yönelik cerrahi işlem de uygulanmıştır.
Ameliyattan birkaç gün sonra hastada şiddetli karın ağrısı ve kusma başlamış, başka bir hastaneye sevk edilerek yeniden ameliyat edilmiştir.
İkinci ameliyatta ilk operasyon sırasında batın içerisinde cerrahi pet (gazlı bez) unutulduğu tespit edilmiştir.
Hasta bu durumu ameliyattan hemen sonra öğrenmesine rağmen sağlık çalışanları hakkında şikâyetini uzun süre sonra yapmıştır.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi
Yargıtay, olayda sağlık çalışanlarının kusurlu olup olmadığını tartışmadan önce önemli bir usul kuralına dikkat çekmiştir.
Taksirle yaralama suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 89/5. maddesi gereğince şikâyete bağlı suçlardan biridir.
Hasta, yabancı cismin ameliyat sırasında unutulduğunu öğrendiği tarihten itibaren altı ay içerisinde şikâyette bulunmak zorundaydı.
Dosyada ise bu sürenin açıkça geçirildiği anlaşılmıştır.
Bu nedenle Yargıtay, ilk derece mahkemesinin verdiği düşme kararını hukuka uygun bulmuştur.
Kararın Önemi
Bu karar, sağlık hukukunda yalnızca maddi olayın değil, ceza muhakemesine ilişkin sürelerin de büyük önem taşıdığını göstermektedir.
Gerçekten tıbbi hata bulunsa bile, şikâyete bağlı suçlarda altı aylık hak düşürücü sürenin kaçırılması hâlinde ceza yargılamasının devam etmesi mümkün olmayabilmektedir.
3. Sezaryen Ameliyatında Gazlı Bez Unutulması Nedeniyle Mahkûmiyet (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2020/3601)
Olayın Özeti
Özel hastanede gerçekleştirilen sezaryen operasyonunun ardından hasta taburcu edilmiştir.
Yaklaşık iki ay sonra şiddetli karın ağrıları nedeniyle başka bir üniversite hastanesine başvuran hastanın yapılan tetkiklerinde, ilk ameliyat sırasında karın boşluğunda gazlı bez unutulduğu tespit edilmiştir.
Hasta yeniden ameliyat edilerek yabancı cisim çıkarılmıştır.
Kadın doğum uzmanı ile ameliyathane hemşiresi hakkında taksirle yaralama suçundan dava açılmıştır.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi
Yargıtay, ameliyat sırasında batın içerisinde gazlı bez bırakılmasının kabul edilebilir bir komplikasyon olmadığını değerlendirmiştir.
Cerrahi ekip tarafından ameliyat sonunda yapılması gereken sayım ve kontrol işlemlerinin eksiksiz yerine getirilmesi gerektiği, yabancı cisim unutulmasının gerekli dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranış oluşturduğu kabul edilmiştir.
Bu nedenle ilk derece mahkemesinin sanıklar hakkında verdiği mahkûmiyet kararı onanmıştır.
Kararın Önemi
Bu karar, kadın doğum malpraktis davalarında en açık kusur örneklerinden biridir.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre;
- ameliyat sahasında gazlı bez unutulması,
- cerrahi malzeme bırakılması,
- yabancı cisim unutulması,
genellikle komplikasyon olarak değil, özen yükümlülüğünün ihlali olarak değerlendirilmektedir.
Bu nedenle sağlık çalışanlarının cezai ve hukuki sorumluluğu doğabilmektedir.
Yargıtay Kararlarından Çıkan Ortak Hukuki Sonuç
İncelenen kararlar birlikte değerlendirildiğinde kadın doğum malpraktis davalarında Yargıtay’ın benimsediği temel yaklaşım şu şekilde özetlenebilir:
- Bilirkişi raporları arasında ciddi çelişki varsa hüküm kurulmadan önce bu çelişki mutlaka giderilmelidir.
- Doktor ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağı kesin biçimde ortaya konulmalıdır.
- Şikâyete bağlı suçlarda altı aylık şikâyet süresi dikkatle takip edilmelidir.
- Cerrahi operasyonlarda yabancı cisim unutulması gibi açık uygulama hataları, çoğu durumda komplikasyon olarak değil malpraktis olarak değerlendirilmektedir.
Dolayısıyla kadın doğum malpraktis davalarında her olay kendi tıbbi özellikleri, hasta kayıtları, ameliyat notları, bilirkişi raporları ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları birlikte değerlendirilerek incelenmektedir. Sağlıklı bir hukuki değerlendirme yapılabilmesi için dosyanın yalnızca tıbbi yönünün değil, ceza muhakemesi kuralları ve usul hükümlerinin de ayrıntılı biçimde analiz edilmesi büyük önem taşımaktadır.
Kadın Doğum Malpraktis Davaları Hakkında En Çok Sorulan Sorular
Kadın doğum malpraktis davaları, hem sağlık çalışanları hem de hasta ve hasta yakınları tarafından en fazla araştırılan sağlık hukuku konularından biridir. Aşağıda uygulamada en sık karşılaşılan soruların cevaplarını bulabilirsiniz.
Kadın Doğum Malpraktisi Nedir?
Kadın doğum malpraktisi, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı veya diğer sağlık personelinin tıp biliminin kabul ettiği standartlara aykırı davranması nedeniyle anne veya bebeğin zarar görmesidir.
Ancak her olumsuz doğum sonucu malpraktis olarak değerlendirilemez. Hukuken önemli olan, zararın hekimin kusurundan mı yoksa önlenemeyen bir komplikasyondan mı kaynaklandığının belirlenmesidir. Bu ayrım çoğu zaman Adli Tıp Kurumu ve uzman bilirkişi raporları ile ortaya konulmaktadır.
Doğum Sırasında Meydana Gelen Her Zarar Doktor Hatası Sayılır mı?
Hayır.
Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre doğum sırasında meydana gelen her zarar, otomatik olarak doktor hatası anlamına gelmez.
Örneğin;
- uterus atonisi,
- brakial pleksus yaralanması,
- bazı doğum travmaları,
- enjeksiyon nöropatisi gerekli tüm tıbbi kurallara uyulmasına rağmen ortaya çıkabiliyorsa komplikasyon olarak kabul edilebilmektedir.
Buna karşılık gerekli tetkiklerin yapılmaması, riskli gebeliğin doğru yönetilmemesi veya gerekli müdahalenin geciktirilmesi durumunda malpraktis sorumluluğu doğabilir.
Kadın Doğum Doktoruna Karşı Hangi Davalar Açılabilir?
Kadın doğum uzmanları hakkında olayın özelliklerine göre birden fazla hukuki süreç başlatılabilir.
Bunlar;
- ceza soruşturması,
- maddi tazminat davası,
- manevi tazminat davası,
- idare mahkemesinde tam yargı davası (kamu hastanelerinde),
- disiplin soruşturması şeklinde olabilir.
Aynı olay nedeniyle ceza davası ile tazminat davasının birlikte yürütülmesi de mümkündür.
Sezaryen Kararının Geç Verilmesi Malpraktis Sayılır mı?
Her olay bakımından tek bir cevap vermek mümkün değildir.
Eğer bebeğin oksijensiz kaldığını gösteren klinik bulgular bulunmasına rağmen gerekli sezaryen kararı geciktirilmiş ve bu nedenle anne veya bebek zarar görmüşse doktorun hukuki sorumluluğu doğabilir.
Buna karşılık tıbbi kayıtlar sezaryen için acil bir endikasyon bulunmadığını gösteriyorsa, sırf olumsuz sonucun meydana gelmiş olması tek başına kusur kabul edilmez.
Serebral Palsy Tanısı Konulan Her Bebek İçin Malpraktis Davası Açılabilir mi?
Serebral palsy tanısı tek başına doktor kusurunu göstermez.
Mahkemeler;
- gebelik sürecinin nasıl takip edildiğini,
- NST kayıtlarını,
- fetal değerlendirmeleri,
- doğumun nasıl yönetildiğini,
- doğum sırasında oksijensiz kalmaya yol açabilecek bir ihmal bulunup bulunmadığını ayrıntılı olarak incelemektedir.
Bu nedenle her serebral palsy vakasında sağlık çalışanlarının sorumlu tutulacağı söylenemez.
Kadın Doğum Malpraktis Davalarında En Önemli Delil Nedir?
Uygulamada en önemli deliller şunlardır:
- hasta dosyası,
- doğum kayıtları,
- NST çıktıları,
- ultrason raporları,
- ameliyat notları,
- hemşire gözlem formları,
- yoğun bakım kayıtları,
- Adli Tıp Kurumu raporları,
- uzman bilirkişi raporları.
Eksik veya hatalı tutulan tıbbi kayıtlar, davanın sonucunu doğrudan etkileyebilmektedir.
Kadın Doğum Malpraktis Davalarında Zamanaşımı Süresi Nedir?
Zamanaşımı süresi, davanın niteliğine göre değişmektedir.
Ceza davalarında uygulanacak süreler Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre belirlenirken, maddi ve manevi tazminat davalarında ise Türk Borçlar Kanunu ve ilgili özel düzenlemeler dikkate alınmaktadır.
Ayrıca bazı suçların şikâyete bağlı olması nedeniyle, kanunda öngörülen şikâyet süresinin kaçırılması hâlinde ceza davası açılması mümkün olmayabilir. Bu nedenle hak kaybı yaşanmaması için sürecin uzman bir avukat tarafından takip edilmesi büyük önem taşımaktadır.
Kadın Doğum Malpraktis Davalarında Yargıtay En Çok Hangi Hususları İncelemektedir?
İncelediğimiz emsal kararlar birlikte değerlendirildiğinde Yargıtay özellikle şu konular üzerinde durmaktadır:
- Gebelik takibinin tıbbi standartlara uygun yapılıp yapılmadığı,
- Normal doğum veya sezaryen kararının doğru zamanda verilip verilmediği,
- Riskli gebeliklerin doğru yönetilip yönetilmediği,
- Anne ve bebeğin yeterli şekilde izlenip izlenmediği,
- Hekim ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı,
- Bilirkişi raporlarının bilimsel açıdan yeterli ve çelişkisiz olup olmadığı.
Bu nedenle kadın doğum malpraktis davalarında yalnızca sonuca değil, tedavi sürecinin tamamına ilişkin tıbbi kayıtlar ve uzman görüşleri birlikte değerlendirilmektedir.
Sonuç
Kadın doğum malpraktis davaları, sağlık hukukunun teknik bilgi gerektiren en karmaşık dava türlerinden biridir. Her olumsuz doğum sonucu hekimin kusurlu olduğu anlamına gelmediği gibi, her komplikasyon da sağlık çalışanının sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Esas olan; somut olayın özellikleri, tıbbi kayıtlar, bilirkişi raporları ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları birlikte değerlendirilerek hukuki sonuca ulaşılmasıdır.
Bu makalede yer verilen Yargıtay kararları, kadın doğum uzmanlarının hangi durumlarda cezai sorumlulukla karşılaşabileceğini, hangi olayların ise komplikasyon kapsamında değerlendirildiğini göstermesi bakımından önemli emsal niteliğindedir.
Kadın doğum alanındaki malpraktis iddiaları nedeniyle yürütülen ceza soruşturmaları, tazminat davaları veya disiplin süreçlerinde dosyanın tıbbi ve hukuki yönlerinin birlikte değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle sağlık çalışanlarının ve hak kaybına uğradığını düşünen hastaların, sağlık hukuku alanında deneyimli bir avukattan hukuki destek almaları isabetli olacaktır.
Hekimler ve diğer sağlık görevlileri, görevi ihmal ve taksirle yaralama suçu iddialarıyla ilgili olarak Sağlık Hukuku Avukatı Harun Karadağ ile iletişime geçebilirler.


