Yazımızda, ortopedi malpraktis Yargıtay kararları üzerinden görevi ihmal ve taksirle yaralama suçları inceleme konusu yapılacaktır.
Ortopedi ve travmatoloji uygulamalarında ameliyat sonrası enfeksiyon, kırığın kaynamaması, protez çıkığı, sinir hasarı, damar yaralanması, implant kırılması veya uzuv kaybı gibi ağır sonuçlarla karşılaşılabilmektedir. Ancak hastada istenmeyen bir sonucun ortaya çıkmış olması tek başına ortopedi malpraktisi bulunduğunu göstermez.
Ceza hukuku bakımından asıl araştırılması gereken; ortopedi doktorunun teşhis, tedavi, ameliyat, ameliyat sonrası takip ve komplikasyon yönetiminde tıp biliminin gereklerine uygun davranıp davranmadığıdır.
Bu nedenle ortopedi malpraktis Yargıtay kararları incelendiğinde Yargıtay’ın yalnızca ortaya çıkan sonuca bakmadığı görülmektedir. Hekimin doğru tedavi yöntemini seçip seçmediği, hastayı yeterli sıklıkta takip edip etmediği, gerekli konsültasyonları zamanında isteyip istemediği, komplikasyonu fark ettikten sonra gereken müdahaleyi yapıp yapmadığı ve hekim davranışı ile ortaya çıkan zarar arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı ayrı ayrı değerlendirilmektedir.
Özellikle kırık tedavileri, protez ameliyatları, osteosentez işlemleri ve travma hastalarında komplikasyon ile doktor hatasının birbirinden ayrılması, malpraktis davalarının en önemli sorunlarından biridir.
Ortopedi Malpraktisi Nedir?
Ortopedi malpraktisi; ortopedi ve travmatoloji uzmanının hastanın teşhis, tedavi, ameliyat veya takip sürecinde kendisinden beklenen mesleki dikkat ve özeni göstermemesi ve bu nedenle hastanın zarar görmesi olarak özetlenebilir.
Her yanlış sonuç malpraktis değildir. Tıp biliminin kabul ettiği yöntemlerden biri uygulanmasına rağmen kırığın kaynamaması, enfeksiyon gelişmesi veya implantın kırılması bazı olaylarda komplikasyon kabul edilebilir.
Buna karşılık;
- yanlış tedavi yönteminin tercih edilmesi,
- uygun olmayan implant veya tespit materyalinin kullanılması,
- ameliyat sonrası sinir veya damar hasarının araştırılmaması,
- enfeksiyon bulgularının değerlendirilmemesi,
- gerekli antibiyotik tedavisinin uygulanmaması,
- dolaşım bozukluğunun yeterince takip edilmemesi,
- gerekli branş konsültasyonunun zamanında istenmemesi,
- hastanın üst merkeze sevkinin geciktirilmesi,
- ortaya çıkan komplikasyonun doğru yönetilmemesi hekimin ceza sorumluluğunu gündeme getirebilir.
Ortopedi doktorunun ihmali niteliğindeki davranışlarının hangi şartlarda suç oluşturabileceği konusunda ayrıca Doktorun Görevi İhmal Suçu başlıklı yazımız incelenebilir.
Ortopedi Malpraktis Davalarında Komplikasyon ile Doktor Hatası Nasıl Ayrılır?
Yargıtay kararlarından çıkarılabilecek en önemli sonuçlardan biri şudur:
Bir durumun tıbben komplikasyon olarak kabul edilmesi, hekimin otomatik olarak kusursuz olduğu anlamına gelmez.
Örneğin bir protez ameliyatından sonra çıkık gelişmesi, ortopedik ameliyat sonrasında sinir hasarı ortaya çıkması, kırığın kaynamaması veya cerrahi sonrası enfeksiyon görülmesi tek başına doktor hatasını kanıtlamayabilir.
Ancak komplikasyon ortaya çıktıktan sonra hekimin;
- komplikasyonu zamanında fark edip etmediği,
- gerekli tetkikleri yaptırıp yaptırmadığı,
- hastayı yeterli sıklıkta takip edip etmediği,
- başka bir uzmanlık alanından konsültasyon isteyip istemediği,
- gerekli tedaviyi zamanında başlatıp başlatmadığı,
- hastayı gerektiğinde üst merkeze sevk edip etmediği ayrıca araştırılmaktadır.
Dolayısıyla ortopedi malpraktis dosyalarında yalnızca “Bu sonuç komplikasyon mudur?” sorusunun cevaplanması yeterli değildir.
Bunun yanında “Komplikasyon doğru yönetilmiş midir?” sorusuna da cevap verilmelidir.
Kalça Protezi Çıkığı ve Siyatik Sinir Hasarı – Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2020/5389
Yargıtay’ın incelediği olayda hastaya total kalça protezi uygulanmış, ameliyat sonrasında protez çıkığı ve siyatik sinir paralizisi meydana gelmiştir.
Adli Tıp Kurumu, bu iki durumun kalça protezi ameliyatlarından sonra ortaya çıkabilecek komplikasyonlar arasında bulunduğunu kabul etmiştir.
Bununla birlikte olay yalnızca “komplikasyon meydana gelmiştir” denilerek kapatılmamıştır.
Ameliyat sonrasındaki radyolojik değerlendirme, protezin muhtemel yerleşim problemi, güvenli hareket aralığının tanımlanmaması, sinir hasarı sonrasında gerekli tedavilerin uygulanmaması ve fizik tedavi yönünden eksiklikler birlikte değerlendirilmiştir.
Sonuçta problem, komplikasyonun ortaya çıkmasından çok komplikasyonun yönetimindeki eksiklikler olarak değerlendirilmiştir.
Yargıtay bu olayda eylemin taksirle yaralama yerine TCK 257/2 kapsamında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçu yönünden değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.
Bu karar, ortopedi malpraktis davalarında “komplikasyon vardır, dolayısıyla doktor kusursuzdur” şeklindeki yaklaşımın her olayda doğru olmadığını göstermesi bakımından önemlidir.
Osteotomi ve Fiksasyon Ameliyatında Yanlış Materyal Kullanılması – Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2020/4281
Bir başka olayda eski kırığa bağlı şekil bozukluğunun düzeltilmesi amacıyla osteotomi ve fiksasyon ameliyatı yapılmıştır.
Hastanın ameliyattan sonra ağrılarının devam etmesi ve kırığın kaynamaması üzerine yeni tedavilere ihtiyaç duyulmuştur.
Adli değerlendirmede osteotomi yapılmasının başlı başına yanlış olmadığı, ancak kemik tespitinde tercih edilen materyalin yeterli rijitlik sağlamadığı ve kullanılan yöntemin gelişen psödoartroza katkıda bulunduğu belirtilmiştir.
Buradaki önemli ayrım şudur:
Ameliyat yapılması doğru olabilir; fakat ameliyat sırasında tercih edilen teknik veya materyal yanlış olabilir.
Yargıtay ortopedi uzmanı hakkında taksirle yaralama suçundan verilen mahkûmiyet kararını onamıştır.
Dolayısıyla malpraktis değerlendirmesinde yalnızca ameliyat endikasyonunun bulunması yeterli değildir. Cerrahi tekniğin ve kullanılan materyalin de tıp kurallarına uygun olması gerekir.
Alçılama Sonrası Enfeksiyon ve Kolun Kesilmesi – Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2020/1974
Ortopedi malpraktis kararları arasında dikkat çeken ağır sonuçlardan biri, kırık nedeniyle yapılan alçılama sonrasında enfeksiyon gelişen ve daha sonra kolu ampute edilen çocuk hastaya ilişkindir.
Dosyada, alçılama sonrasında anaerob enfeksiyon ihtimalinin dikkate alınması ve etkili antibiyotik tedavisi uygulanması gerektiği değerlendirilmiştir.
Ancak belgelerde etkili antibiyotik tedavisi yapıldığını gösteren yeterli kayıt bulunmaması hekimin kusuru olarak kabul edilmiştir.
Yargıtay ortopedi doktoru hakkında verilen taksirle yaralama mahkûmiyetini onamıştır.
Bu kararın uygulamadaki önemi büyüktür.
Çünkü kırık nedeniyle yapılan alçı işlemi tıbben doğru olsa bile, açık yara, enfeksiyon riski veya dolaşım bozukluğu bulunan hastanın sonraki takip ve tedavisindeki eksiklikler ayrıca malpraktis oluşturabilir.
Antibiyotik Tedavisinin Tıbbi Belgeye Yazılmaması – Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2023/1570
Benzer nitelikteki daha yeni bir Yargıtay kararında çocuk hasta düşme sonucu hastaneye getirilmiş, ulna kırığı tespit edilmiş ve kolu atelle tespit edilmiştir.
Daha sonra ağır enfeksiyon ve gangren gelişmiş, hastanın kolunun amputasyonu gerekmiştir.
Dosyanın dikkat çekici yönü, komplikasyon ile amputasyon arasında hekime yüklenebilecek kesin bir illiyet bağının ortaya konulamamış olmasıdır.
Adli Tıp değerlendirmesinde;
- enfeksiyonun kırık tedavisinin bir komplikasyonu olabileceği,
- hekimin uygun antibiyotik önerip önermediğinin tam olarak belirlenemediği,
- komplikasyon yönetiminin doğru yapılıp yapılmadığının mevcut belgelerle kesinleştirilemediği belirtilmiştir.
Bununla birlikte doktorun önerdiği antibiyotik tedavisinin adını, dozunu ve ayrıntılarını tıbbi kayda yazmamış olması eksiklik olarak kabul edilmiştir.
Yargıtay, yaralanma sonucu ile doktorun davranışı arasında kesin illiyet bağı kurulamadığı için taksirle yaralama suçunun oluşmadığını; buna karşılık tıbbi kayıt konusundaki ihmal nedeniyle TCK 257/2 kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğini belirtmiştir.
Bu karar özellikle tıbbi kayıtların malpraktis davalarındaki önemini göstermektedir.
Bir tedavinin gerçekten uygulanmış olması kadar, tedavinin ne şekilde uygulandığının dosya üzerinden denetlenebilir olması da önem taşımaktadır.
Ortopedi Malpraktisinde Taksirle Yaralama mı, Görevi İhmal mi?
Ortopedi doktorlarına yönelik ceza davalarında en önemli hukuki problemlerden biri, eylemin TCK 89 kapsamında taksirle yaralama mı yoksa TCK 257/2 kapsamında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma mı olduğunun belirlenmesidir.
Görevi kötüye kullanma suçu tali nitelikte bir suçtur. Kamu görevlisinin davranışı başka ve daha özel bir suç oluşturuyorsa kural olarak TCK 257 uygulanmaz.
Nitekim Görevi Kötüye Kullanma Suçu başlıklı yazımızda bu ayrım ayrıntılı biçimde incelenmiştir.
Ortopedi malpraktis kararlarında belirleyici noktalardan biri illiyet bağıdır.
Hekimin tıp kurallarına aykırı davranışı ile hastanın yaralanması arasında ceza mahkûmiyetine yeterli kesinlikte nedensellik kurulabiliyorsa taksirle yaralama gündeme gelebilir.
Buna karşılık doktorun bir ihmali bulunduğu açık olmasına rağmen bu ihmal ile yaralanma veya ölüm arasında kesin illiyet bağı kurulamıyorsa bazı olaylarda TCK 257/2 yönünden sorumluluk tartışılmaktadır.
Damar Cerrahisi Konsültasyonunun İstenmemesi – Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2021/7555
Kesici-delici aletle ağır şekilde yaralanan hasta devlet hastanesine getirilmiş ve ortopedi uzmanı tarafından değerlendirilmiştir.
Dosyada ortopedi doktorunun;
- damar cerrahisi konsültasyonu istememesi,
- damar yaralanmasını yeterince araştırmaması,
- nabız ve tansiyon gibi vital bulguların sık aralıklarla takip edilmesini sağlamaması kusurlu bulunmuştur.
Buna karşılık hastada bulunan kesici-delici alet yaralarının başlı başına ölümcül nitelikte olması nedeniyle doktorun ihmali ile ölüm arasında ceza mahkûmiyeti için gereken kesinlikte illiyet bağı kurulamamıştır.
Bu nedenle Yargıtay taksirle öldürme yerine TCK 257/2 kapsamında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunun değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Somut dosyada ise zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verilmiştir.
Bu karar, kusur ile illiyet bağının birbirinden farklı kavramlar olduğunu göstermektedir.
Bir doktorun hatalı veya eksik davranışı bulunabilir. Ancak taksirle yaralama veya öldürme suçunun oluşabilmesi için meydana gelen sonucun o kusurlu davranışa bağlanabilmesi gerekir.
Damar Yaralanmasının Fark Edilmemesi ve Geç Konsültasyon – Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2014/15418
Trafik kazası nedeniyle hastaneye getirilen hastada acetabulum ve femur kırıkları ile dolaşım bozukluğu tespit edilmiştir.
Hasta daha sonra damar cerrahisi açısından değerlendirilmiş, ancak süreç sonunda bacağın diz altından amputasyonu gerekmiştir.
Adli raporlarda;
- arter ve ven yaralanmasının zamanında fark edilmemesi,
- hastanın yeterince takip edilmemesi,
- kalp damar cerrahisi konsültasyonunun gecikmesi ortopedi doktorunun kusuru olarak değerlendirilmiştir.
Yargıtay burada önemli bir hukuki ayrım yapmış ve doktorun kusurlu davranışı sonucunda hastanın yaralandığının kabul edilmesi karşısında, eylemin görevi kötüye kullanma değil taksirle yaralama suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Bu karar, TCK 89 ile TCK 257/2 arasındaki sınırın belirlenmesinde en açıklayıcı ortopedi malpraktis kararlarından biridir.
Artroskopi Sonrası Damar Hasarı ve “Altın Zaman” – Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2017/9305
Bir artroskopi ameliyatı sonrasında hastanın damar yapısında hasar meydana geldiği ve süreç sonunda ayağın amputasyonuna kadar giden ağır bir tablo oluştuğu ileri sürülmüştür.
Yargıtay, beraat kararı verilmeden önce çok daha kapsamlı araştırma yapılması gerektiğini belirtmiştir.
Özellikle;
- turnike uygulaması sonrasında damar dolaşımının kontrol edilip edilmediği,
- ameliyat sonrası hastanın yeterli sıklıkta takip edilip edilmediği,
- vasküler komplikasyonun zamanında fark edilip edilmediği,
- hastanın hangi hastaneye ve neden sevk edildiği,
- sevk nedeniyle zaman kaybedilip kaybedilmediği,
- daha erken müdahale edilmesi halinde uzvun kurtarılmasının mümkün olup olmadığı araştırılmalıdır.
Kararda akut arteriyel dolaşım bozukluklarında ilk saatlerde yapılacak müdahalenin önemine özellikle dikkat çekilmiştir.
Yargıtay eksik araştırmaya dayanılarak verilen beraat kararını bozmuştur.
Bu karar, ortopedi malpraktis dosyalarında yalnızca ameliyat tekniğinin değil, ameliyat sonrası izlem ve sevk sürecinin de ceza sorumluluğunun belirlenmesinde önemli olduğunu göstermektedir.
Humerus Kırığı Ameliyatı Sonrası Radial Sinir Hasarı – Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2019/7286
Humerus şaft kırığı nedeniyle ameliyat edilen hastada ameliyat sonrasında radial sinir paralizisi gelişmiştir.
Radial sinir hasarının bu tür kırıklarda görülebilecek bir komplikasyon olduğu kabul edilmiştir.
Ancak Yargıtay açısından tartışma burada sona ermemiştir.
Ameliyat öncesindeki bulguların sinir hasarı ihtimalini düşündürmesi, ameliyat sonrasında sinir paralizisi bulgularının artması ve buna rağmen sinir eksplorasyonunun yapılmaması tıp kurallarına aykırı bulunmuştur.
Sonuç olarak doktor hakkında verilen taksirle yaralama mahkûmiyetinin esası korunmuş, yalnızca yaralanmanın TCK 89 kapsamındaki nitelendirilmesine ilişkin ceza miktarı düzeltilmiştir.
Bu karar da komplikasyon–malpraktis ayrımını açık biçimde göstermektedir:
Sinir hasarının komplikasyon olarak ortaya çıkabilmesi, ortaya çıkan sinir hasarının araştırılmamasını veya gerektiğinde tedavi edilmemesini hukuka uygun hâle getirmez.
Bilateral Femur Kırığında Yanlış Tedavi Yöntemi – Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2014/15298 ve 2016/12234
Bu dosyada hastanın iki femurunda kırık bulunmasına rağmen kırıklardan biri cerrahi yöntemle, diğeri konservatif yöntemle tedavi edilmiştir.
İlk bilirkişi raporlarında tedavinin uygunluğu konusunda birbirinden farklı değerlendirmeler yapılmıştır.
Bir raporda doktora yüklenebilecek kusur bulunmadığı belirtilirken, başka değerlendirmelerde uygulanan tedavi yönteminin yetersiz olduğu yönünde görüş ortaya çıkmıştır.
Yargıtay 2014/15298 sayılı kararında raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesini istemiştir.
Daha sonra alınan değerlendirmede, somut kırık tipinde cerrahi yöntemin tercih edilmesi gerekirken konservatif tedavi uygulanmasının yanlış olduğu, bunun sonucunda hatalı kaynama ve deformite geliştiği belirtilmiştir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2016/12234 sayılı kararında doktorun kusurlu olduğunun kabul edilmesinde isabetsizlik görülmemiş ve mahkûmiyet hükmü bazı hukuki düzeltmeler yapılarak onanmıştır.
Bu dosya iki açıdan önemlidir:
Birincisi, tıbben mümkün olan her tedavi yöntemi somut hasta açısından doğru yöntem olmayabilir.
İkincisi ise malpraktis dosyasında birbirine aykırı bilirkişi raporları varsa mahkeme bunlardan birini gerekçesiz biçimde tercih ederek hüküm kurmamalıdır.
Bilirkişi Raporları Birbiriyle Çelişiyorsa Ne Olur?
Ortopedi malpraktis davalarının büyük bölümü teknik tıbbi değerlendirme gerektirdiğinden bilirkişi raporları belirleyici rol oynar.
Ancak farklı bilirkişi heyetlerinin aynı tıbbi olaya farklı yaklaşması mümkündür.
Bu durumda mahkemenin, çelişki giderilmeden mahkûmiyet veya beraat kararı vermesi sorun oluşturabilir.
Klavikula Kırığı ve İmplant Uygulaması – Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2019/8003
Klavikula kırığı nedeniyle ameliyat edilen hastada enfeksiyon ve kaynamama gelişmiştir.
Dosyadaki uzman raporlarında birbirinden farklı görüşler ortaya çıkmıştır.
Bir raporda gelişmeler olağan komplikasyon olarak değerlendirilerek doktorun kusurlu olmadığı belirtilirken, başka bir raporda kullanılan cerrahi tekniğin yetersiz olduğu kabul edilmiştir.
Başka bir üniversite raporunda ise enfeksiyon ve kaynamamanın doktorun kusurundan kaynaklandığının söylenemeyeceği değerlendirilmiştir.
Yargıtay, bu derece önemli çelişkiler giderilmeden karar verilemeyeceğini belirterek beraat hükmünü bozmuştur.
Dosyanın üst düzey bir bilirkişi kuruluna gönderilerek;
- teşhisin,
- ameliyat tekniğinin,
- kullanılan implantın,
- ameliyat sonrası takibin ve
- komplikasyon yönetiminin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Yanlış Hastaya Ait MR veya Görüntü Üzerinden Kusur Değerlendirmesi Yapılamaz – Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2020/1717
Diz protezi ameliyatıyla ilgili bir başka dosyada Adli Tıp değerlendirmesinde kullanılan MR görüntüsünün gerçekten mağdura ait olup olmadığı konusunda itiraz ortaya çıkmıştır.
Yargıtay, hastaya ait olduğu kesinleştirilmemiş tıbbi görüntüler üzerinden kusur değerlendirilmesinin yeterli olmayacağını kabul etmiştir.
İlgili MR’ın hastaneden araştırılması, görüntünün gerçekten hastaya ait olup olmadığının belirlenmesi ve doğru belgeler üzerinden yeniden Adli Tıp raporu alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Bu karar malpraktis dosyalarında çok önemli bir noktaya işaret etmektedir:
Bilirkişi raporunun bilimsel olarak doğru olması kadar, raporun doğru hastaya ait eksiksiz tıbbi veriler üzerinden hazırlanmış olması da gerekir.
Ortopedi Ameliyatı Sonrası Enfeksiyon Her Zaman Doktor Hatası mıdır?
Ortopedik cerrahilerden sonra enfeksiyon gelişmesi tek başına malpraktis anlamına gelmez.
Yargıtay kararlarında enfeksiyonun bazı operasyonların bilinen komplikasyonlarından biri olabileceği kabul edilmektedir.
Ancak enfeksiyon riski bulunan hastada;
- gerekli profilaksinin yapılıp yapılmadığı,
- yara takibinin yeterli olup olmadığı,
- enfeksiyon belirtilerine zamanında müdahale edilip edilmediği,
- antibiyotik tedavisinin uygun olup olmadığı,
- gerekli cerrahi müdahalenin zamanında yapılıp yapılmadığı ayrıca araştırılmalıdır.
Dolayısıyla önemli olan yalnızca enfeksiyonun ortaya çıkması değil, enfeksiyon ortaya çıktıktan sonra hekimin ne yaptığıdır.
Derin Ven Trombozu Her Zaman Malpraktis Değildir – Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2022/221
Kalça ameliyatı sonrasında hastanın bacağında şişme ve morarma gelişen bir olayda derin ven trombozu tartışma konusu olmuştur.
Adli Tıp raporlarında ortopedik cerrahi sonrasında DVT’nin beklenebilecek komplikasyonlardan biri olduğu, hastanın risk grubuna göre farklı profilaksi yöntemlerinin tercih edilebileceği ve somut olayda uygulanan tedavinin tıp kurallarına aykırı olmadığı belirtilmiştir.
Bu nedenle doktora tıbbi uygulama yönünden kusur atfedilmemiştir.
Karar, belirli bir komplikasyonun ortaya çıkmasının tek başına hekimin kusurunu göstermediğinin bir başka örneğidir.
Kırığın Kaynamaması Doktor Hatası mıdır?
Kırığın kaynamaması veya geç kaynaması da tek başına malpraktis değildir.
Kırığın niteliği, parçalı olup olmaması, hastanın yaşı, eşlik eden hastalıkları, enfeksiyon, yük verme şekli ve kullanılan fiksasyon yöntemleri sonuca etki edebilir.
Çok Parçalı Femur ve Ön Kol Kırıkları – Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2016/8575
Trafik kazasında ağır ve çok parçalı kırıkları bulunan hastanın tedavisinden sonra kaynama problemleri ortaya çıkmış ve ek ameliyatlar gerekmiştir.
Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu, uygulanan yöntemlerin tıp biliminde kabul edilen yöntemler olduğunu, bu tür ağır kırıklarda bütün gereklilikler yerine getirilse dahi kaynamama, geç kaynama veya redüksiyon kaybının meydana gelebileceğini belirtmiştir.
Ortopedi uzmanından beklenen özenin gösterildiğinin kabul edilmesi üzerine beraat hükmü Yargıtay tarafından onanmıştır.
Bu karar, kötü sonuç ile malpraktisin aynı şey olmadığını açık biçimde göstermektedir.
Femur ve Pelvis Kırıklarında Gerekli Konsültasyonların Yapılması – Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2015/6994
Ağır bir iş kazası sonrasında femur ve pelvis kırıkları bulunan hasta hastaneye getirilmiş, daha sonra iç kanama nedeniyle hayatını kaybetmiştir.
Ortopedi uzmanı hastadaki kırıkları tespit etmiş, atelleme işlemini yapmış ve üroloji ile genel cerrahi konsültasyonları istenmiştir.
Bilirkişi incelemesinde ortopedi doktorunun gerçekleştirdiği teşhis, tedavi ve konsültasyon işlemlerinin uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Yargıtay da doktorların kusurlu olmadığı gerekçesiyle verilen beraat kararını onamıştır.
Bu karar özellikle çoklu travma hastalarında önemlidir.
Bir hastanın daha sonra hayatını kaybetmesi, tedavi sürecindeki her hekimin ceza sorumluluğu bulunduğu anlamına gelmez. Her hekimin kendi uzmanlık alanı ve gerçekleştirdiği işlemler ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Suprakondiler Kırık Sonrası Volkmann Kontraktürü – Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2013/9991
Çocuk hastada humerus suprakondiler kırığı nedeniyle ameliyat ve alçı tedavisi uygulanmış, daha sonra Volkmann iskemik kontraktürü gelişmiştir.
Dosyada doktorun;
- doğru teşhisi koyduğu,
- ameliyat endikasyonunun bulunduğu,
- dolaşım kontrollerini yaptığı,
- ödem gelişmesi üzerine alçıyı gevşettiği,
- elevasyon ve gerekli tedaviyi uyguladığı tespit edilmiştir.
Hasta daha sonra ailesi tarafından izinli olarak hastaneden çıkarılmıştır.
Adli Tıp raporlarında tıp kurallarına aykırı bir uygulama tespit edilmemesi üzerine doktorun kusursuz olduğu kabul edilmiş ve beraat kararı Yargıtay tarafından onanmıştır.
Bu karar ortopedi malpraktisinde tıbbi takip kayıtlarının doktor açısından ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
Ortopedi Malpraktisinde İlliyet Bağı Neden Önemlidir?
Ceza hukukunda hekimin bir hata yapmış olması tek başına taksirle yaralama veya taksirle öldürme mahkûmiyeti için yeterli değildir.
Aynı zamanda bu hata ile hastada ortaya çıkan yaralanma veya ölüm arasında hukuken yeterli bir nedensellik bağının bulunması gerekir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2017/4112 sayılı kararında da ameliyat sırasında meydana gelen ağır nörolojik hasar ile hastanın yaklaşık yedi yıl sonra gerçekleşen ölümü arasındaki illiyet bağı tartışılmıştır.
Ölümün doğrudan ilk olayın sonucu olduğunun yeterli kesinlikte ortaya konulamaması, ceza sorumluluğunun değerlendirilmesinde belirleyici olmuştur.
Malpraktis dosyalarında bu nedenle şu iki soru birbirinden ayrılmalıdır:
Doktor kusurlu mudur? Ve Doktorun kusuru hastanın zararına neden olmuş mudur?
Her iki sorunun cevabı aynı olmayabilir.
Ortopedi Malpraktis Dosyalarında Hangi Deliller Önemlidir?
Ortopedi malpraktis soruşturmalarında dosyanın yalnızca hasta veya doktor beyanları üzerinden değerlendirilmesi çoğu zaman yeterli değildir.
Özellikle şu deliller önem taşır:
- Hastane acil servis kayıtları ve hasta dosyası,
- ameliyat notları,
- anestezi kayıtları,
- röntgen, MR, BT ve diğer görüntüler,
- ameliyat öncesi ve sonrası grafiler,
- hemşire gözlem ve vital bulgu takip formları,
- konsültasyon kayıtları,
- reçeteler ve kullanılan ilaçlar,
- sevk kayıtları,
- epikriz raporları,
- implant ve kullanılan tıbbi materyallere ilişkin kayıtlar,
- Adli Tıp Kurumu ve üniversite bilirkişi raporları.
Özellikle ameliyat sonrasında sinir veya damar hasarı iddiası varsa, hastanın ameliyat öncesi nörolojik ve vasküler muayene bulgularının kayda geçirilmiş olması büyük önem taşır.
Ortopedi Malpraktis Yargıtay Kararlarından Çıkan Temel Sonuçlar
Yukarıda incelenen kararlar birlikte değerlendirildiğinde Yargıtay’ın ortopedi malpraktis dosyalarında benimsediği bazı temel kriterler ortaya çıkmaktadır.
Birincisi: Her komplikasyon malpraktis değildir.
İkincisi: Komplikasyonun kabul edilebilir olması, komplikasyon yönetimindeki hatayı ortadan kaldırmaz.
Üçüncüsü: Doğru ameliyat endikasyonu bulunmasına rağmen yanlış cerrahi teknik veya yetersiz materyal kullanılması kusur oluşturabilir.
Dördüncüsü: Sinir ve damar yaralanmalarının zamanında araştırılmaması ceza sorumluluğuna yol açabilir.
Beşincisi: Gerekli branş konsültasyonunun veya sevkin geciktirilmesi özellikle uzuv kaybıyla sonuçlanan dosyalarda önemlidir.
Altıncısı: Bilirkişi raporları arasındaki esaslı çelişkiler giderilmeden mahkûmiyet veya beraat kararı verilmesi doğru değildir.
Yedincisi: Bilirkişi incelemesinde kullanılan tıbbi belgelerin gerçekten hastaya ait ve eksiksiz olması gerekir.
Sekizincisi: Hekimin kusuru ile yaralanma veya ölüm arasında illiyet bağı kurulması, taksirle yaralama veya taksirle öldürme suçları açısından zorunludur.
Dokuzuncusu: İlliyet bağı bulunmamasına rağmen kamu görevlisi doktorun açık bir görev ihmali mevcutsa, olayın özelliklerine göre TCK 257/2 kapsamında sorumluluk gündeme gelebilir.
Ortopedi Malpraktis Davalarında Sağlık Avukatının Önemi
Ortopedi malpraktis dosyaları hem tıbbi hem de ceza hukuku açısından teknik dosyalardır.
Bir ortopedi operasyonundan sonra istenmeyen sonuç ortaya çıkması, tek başına doktorun kusurlu olduğu anlamına gelmediği gibi; sonucun “komplikasyon” olarak adlandırılması da her zaman doktorun sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Bu nedenle soruşturma veya kovuşturma aşamasında;
- doktorun hangi işlemi yaptığı,
- yapılması gereken tıbbi işlemin ne olduğu,
- iki işlem arasında fark bulunup bulunmadığı,
- meydana gelen sonucun komplikasyon olup olmadığı,
- komplikasyonun doğru yönetilip yönetilmediği,
- kusur ile zarar arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı ve
- olayın taksirle yaralama, taksirle öldürme veya görevi ihmal kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ayrı ayrı incelenmelidir.
Özellikle Adli Tıp Kurumu raporlarının dosyadaki radyolojik görüntüler, ameliyat kayıtları ve hasta takip evraklarıyla uyumlu olup olmadığı mutlaka kontrol edilmelidir.
Avukat Harun Karadağ tarafından yürütülen sağlık ceza hukuku dosyalarında da hekim veya hasta açısından yalnızca ortaya çıkan sonuca değil, tıbbi müdahalenin bütün sürecine ve Yargıtay’ın malpraktis konusunda benimsediği kriterlere göre değerlendirme yapılmaktadır.
Sık Sorulan Sorular
Ortopedi ameliyatından sonra komplikasyon gelişmesi doktor hatası mıdır?
Hayır. Komplikasyon bilinen ve gerekli özen gösterilmesine rağmen ortaya çıkabilen istenmeyen sonuçtur. Ancak doktor komplikasyonu zamanında fark etmemiş veya doğru tedavi etmemişse komplikasyon yönetimindeki eksiklik malpraktis oluşturabilir.
Protez ameliyatından sonra enfeksiyon gelişmesi malpraktis midir?
Tek başına enfeksiyon gelişmesi malpraktis değildir. Enfeksiyon riskinin değerlendirilmesi, gerekli profilaksi, yara takibi ve enfeksiyon gelişmesi halinde yapılan tedavi birlikte incelenmelidir.
Kırığın kaynamaması doktor hatası sayılır mı?
Her zaman sayılmaz. Ağır ve parçalı kırıklarda bütün tıbbi işlemler doğru yapılmasına rağmen kaynamama veya geç kaynama gelişebilir. Ancak yanlış tespit materyali veya yanlış tedavi yöntemi kaynamamaya neden olmuşsa kusur gündeme gelebilir.
Ortopedi ameliyatı sonrası sinir hasarı malpraktis midir?
Sinir hasarı bazı ameliyat ve kırık türlerinde komplikasyon olabilir. Bununla birlikte ameliyat öncesi ve sonrası sinir muayenesinin yapılmaması veya sinir hasarının ortaya çıkmasına rağmen gerekli araştırma ve müdahalenin gerçekleştirilmemesi doktorun kusuruna neden olabilir.
Ortopedi malpraktis davasında bilirkişi raporları çelişirse ne olur?
Esaslı çelişki varsa bu çelişkinin giderilmesi gerekir. Yargıtay birçok kararında birbirine zıt bilirkişi raporlarından biri tercih edilerek karar verilmesi yerine, uzman ve denetime elverişli yeni bir rapor alınması gerektiğini kabul etmektedir.
Doktor hatası varsa her zaman taksirle yaralama suçu oluşur mu?
Hayır. Taksirle yaralama suçunun oluşabilmesi için doktorun kusurlu davranışı ile hastanın yaralanması arasında illiyet bağı bulunmalıdır. İlliyet bağı kurulamadığı halde başka bir görev ihmali varsa kamu görevlisi doktorlar açısından olayın şartlarına göre TCK 257/2 ayrıca değerlendirilebilir.
Hekimler ve diğer sağlık görevlileri, görevi ihmal ve taksirle yaralama suçu iddialarıyla ilgili olarak Sağlık Hukuku Avukatı Harun Karadağ ile iletişime geçebilirler.


