Uyuşturucu satıcılığı suçunda delil yetersizliği, TCK’nın 188. maddesi kapsamında yürütülen ceza yargılamalarının en önemli savunma konularından biridir. Sanığın üzerinde uyuşturucu bulunması, başka bir şüpheliyle telefon görüşmesi yapması, uyuşturucu bulunan bir adreste bulunması veya hakkında ihbar yapılması, her somut olayda uyuşturucu ticareti yaptığı anlamına gelmez. Mahkûmiyet için sanığın uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yaptığı hususunun her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulması gerekir.
Özellikle uyuşturucu ticareti suçlarında delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir. Tek başına istihbari bilgi, içeriği belirlenemeyen HTS kayıtları, yorumlanmaya müsait telefon konuşmaları, soyut tanık beyanları veya hukuka aykırı arama sonucunda elde edilen uyuşturucu maddeler her zaman mahkûmiyet için yeterli değildir.
Yargıtay’ın son yıllarda verdiği çeşitli kararlar da uyuşturucu ticareti suçunda mahkûmiyet kurulabilmesi için delillerin sanık ile suç arasında somut ve güvenilir bir bağ kurması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Bu nedenle “Uyuşturucu satıcılığında delil yetersizliği nedir?”, “Uyuşturucu ticaretinde hangi deliller yeterlidir?”, “Uyuşturucu ticaretinden delil yetersizliği nedeniyle beraat edilir mi?” soruları, suçlamayla karşılaşan kişiler bakımından büyük önem taşımaktadır.
Uyuşturucu Satıcılığı Suçunda Mahkûmiyet İçin Ne Tür Delil Gerekir?

Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçu, TCK’nın 188. maddesinde düzenlenmiştir. Kanunun 188/3. maddesinde uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ülke içinde satmak, satışa arz etmek, başkasına vermek, sevk etmek, nakletmek, depolamak, satın almak, kabul etmek veya bulundurmak suç olarak düzenlenmiştir.
Ancak uyuşturucu maddenin varlığı ile uyuşturucu ticareti suçunun sanık tarafından işlendiğinin ispatlanması birbirinden farklı konulardır.
Örneğin;
- Bir evde uyuşturucu madde bulunması,
- Bir aracın içinde uyuşturucu ele geçirilmesi,
- Sanığın başka bir kişiyle telefon görüşmesi yapması,
- Sanığın uyuşturucu kullanan kişilerle arkadaşlık yapması,
- Sanığın uyuşturucu bulunan bir yerde bulunması,
- Sanık hakkında uyuşturucu sattığı yönünde ihbar bulunması,tek başına uyuşturucu ticareti suçunun işlendiğini göstermeyebilir.
Mahkemenin cevaplaması gereken temel soru şudur:
Sanığın, ele geçirilen uyuşturucu maddeyle veya uyuşturucu ticareti eylemiyle bağlantısı, her türlü şüpheden uzak ve kesin delillerle ortaya konulabilmiş midir?
Eğer bu soruya kesin biçimde “evet” denilemiyorsa, ceza yargılamasının temel ilkelerinden biri olan şüpheden sanık yararlanır ilkesi gündeme gelir.
Nitekim Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2016/7646 sayılı kararında, sanıkların uyuşturucu ticareti yaptıklarına ilişkin savunmalarının aksine her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesiyle mahkûmiyet hükümlerinin bozulması gerektiği belirtilmiştir.
Bu yaklaşım, uyuşturucu ticareti suçlarında delil değerlendirmesinin temelini oluşturmaktadır.
Uyuşturucu bulunan madde ile sanık arasında bağ kurulmalıdır
Uyuşturucu ticareti dosyalarında en önemli sorunlardan biri, uyuşturucu maddenin bulunduğu yer ile sanık arasındaki bağlantının yeterince ortaya konulamamasıdır.
Örneğin uyuşturucu;
- ortak kullanılan bir evde,
- birden fazla kişinin girebildiği bir odada,
- bahçede,
- araçta,
- işyerinde,
- başkalarının da erişebildiği bir depoda ele geçirilmişse, yalnızca uyuşturucunun sanığın bulunduğu yerde bulunması mahkûmiyet için yeterli olmayabilir.
Bu durumda uyuşturucunun kime ait olduğu, kimin hakimiyet alanında bulunduğu ve sanığın uyuşturucudan haberdar olup olmadığı ayrıca araştırılmalıdır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2015/5202 sayılı kararında da ele geçirilen kenevir bitkisinin ekildiği alanın kimlerin kontrolünde olduğunun belirlenmesi, ilgili orman bölmesinin suç tarihinde kime tahsis edildiğinin araştırılması ve tanıkların dinlenerek tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Eksik soruşturma ile hüküm kurulması bozma nedeni kabul edilmiştir.
Dolayısıyla “uyuşturucu bulundu, o halde sanık suçludur” şeklindeki bir yaklaşım ceza yargılamasının ispat kurallarıyla bağdaşmaz.
Telefon Görüşmeleri ve HTS Kayıtları Uyuşturucu Ticareti İçin Tek Başına Yeterli midir?
Uyuşturucu ticareti soruşturmalarında telefon görüşmeleri, mesajlaşmalar ve HTS kayıtları sıklıkla delil olarak kullanılmaktadır.
Ancak telefon görüşmesinin bulunması ile uyuşturucu ticaretinin ispatlanması aynı şey değildir.
Telefon görüşmesinin;
- kimler arasında yapıldığı,
- konuşmanın içeriği,
- konuşmada uyuşturucudan bahsedilip bahsedilmediği,
- konuşmanın olayın diğer delilleriyle örtüşüp örtüşmediği,
- uyuşturucu teslimi veya satışıyla bağlantısının bulunup bulunmadığı ayrıntılı biçimde değerlendirilmelidir.
İçeriği belli olmayan HTS kayıtları
HTS kayıtları çoğu zaman telefonun hangi numarayla ne zaman görüştüğünü gösterir. Ancak bir kişinin başka bir kişiyle telefon görüşmesi yapmış olması, görüşmenin uyuşturucu ticaretine ilişkin olduğunu kendiliğinden kanıtlamaz.
Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 2019/3559 sayılı kararında da olay yerinde bulunmayan sanığın diğer sanığın suçuna iştirak ettiğini gösteren, içeriği belli olmayan HTS kaydı dışında her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delil bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Bu nedenle savunmada yalnızca “HTS kaydı var” denilmesiyle yetinilmemeli; HTS’nin suçun hangi somut unsurunu ispatladığı sorgulanmalıdır.
Telefon görüşmesinin maddi delillerle desteklenmesi gerekir
Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 2016/5287 sayılı kararında, sanığın diğer sanıkla yaptığı telefon görüşmelerinin içeriğine farklı anlamlar yüklenebileceği ve uyuşturucu ticaretine iştirak ettiğini gösteren başka kesin ve yeterli delil bulunmadığı vurgulanmıştır.
Benzer biçimde Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2016/3005 sayılı kararında da sanığın üzerinde uyuşturucu bulunmaması karşısında, diğer sanıklarda ele geçirilen maddelerle bağlantısını gösteren ve maddi bulgularla desteklenen deliller bulunmadan, somut olaylarla örtüşmeyen telefon görüşmeleri üzerinden mahkûmiyet kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
Buradan çıkan önemli sonuç şudur:
Telefon görüşmesi delildir; ancak her telefon görüşmesi uyuşturucu ticaretinin kesin kanıtı değildir.
Özellikle konuşmanın içeriği açık değilse ve konuşmayı destekleyen;
- uyuşturucu teslimi,
- para alışverişi,
- fiziki takip,
- teknik takip,
- ele geçirilen madde,
- tanık anlatımı,
- kamera görüntüsü gibi başka somut deliller bulunmuyorsa, mahkûmiyet bakımından ciddi bir ispat sorunu ortaya çıkabilir.
Soyut İhbar, Tanık Beyanı ve İstihbari Bilgi Delil Yetersizliğine Neden Olabilir mi?
Uyuşturucu ticareti soruşturmalarının önemli bir bölümü ihbar veya istihbari bilgiyle başlamaktadır.
Ancak soruşturmanın ihbarla başlaması ile ihbarın mahkûmiyet için yeterli delil olması birbirinden farklıdır.
İhbar, soruşturma makamlarının araştırma yapmasına neden olabilir. Fakat ihbarın doğruluğu başka delillerle desteklenmemişse, sırf ihbar bulunduğu için sanığın uyuşturucu ticareti yaptığı sonucuna ulaşılması mümkün değildir.
Bu ayrım özellikle uygulamada önemlidir.
İstihbari bilgi tek başına yeterli olmayabilir
Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 2023/10058 sayılı kararında bu konu oldukça açık biçimde görülmektedir.
Somut olayda iki sanığın uyuşturucu sattıkları yönünde istihbari bilgi alınmış, fiziki takip yapılmış, sanıklardan birinin uyuşturucu madde sattığı tespit edilmiş ve uyuşturucu ile hassas terazi ele geçirilmiştir.
Ancak diğer sanık K2 bakımından farklı bir değerlendirme yapılmıştır.
Tanıkla arasında herhangi bir alışveriş görülmemesi, tanığın canlı teşhiste K2’nin yalnızca yanlarında durduğunu söylemesi, K2’nin üzerinde uyuşturucu bulunmasına rağmen bu maddenin diğer sanığa satılmak üzere verildiğini gösteren bir delilin bulunmaması ve K2 hakkındaki iddianın temelinde istihbari bilginin bulunması nedeniyle, K2’nin uyuşturucu ticareti yaptığı kesin biçimde ispatlanamamıştır.
Bu nedenle K2 yönünden beraat kararı verilmiştir.
Ancak aynı kararın Yargıtay incelemesinde diğer sanık yönünden yapılan değerlendirmede; fiziki takip, tanık beyanı, satıştan elde edilen para, uyuşturucu madde ve hassas terazi gibi birden fazla delilin birlikte değerlendirilmesiyle mahkûmiyet sonucuna ulaşılabileceği belirtilmiştir.
Bu karar uyuşturucu ticareti davalarında çok önemli bir noktayı göstermektedir:
Deliller tek tek değil, birbirleriyle bağlantılı biçimde değerlendirilmelidir.
Bir dosyada istihbari bilgi + fiziki takip + gerçek uyuşturucu teslimi + tanık anlatımı + para + maddi delil bulunuyorsa mahkûmiyet ihtimali güçlenir.
Buna karşılık yalnızca istihbari bilgi veya soyut ihbar varsa delil yetersizliği gündeme gelebilir.
Soyut tanık beyanı
Tanık beyanları da uyuşturucu ticareti davalarında önemlidir.
Ancak tanığın “sanık uyuşturucu satıyordu” şeklindeki soyut anlatımının;
- olayın ne zaman gerçekleştiği,
- uyuşturucunun kimden kime verildiği,
- ne miktarda olduğu,
- nerede gerçekleştiği,
- tanığın olayı nasıl gördüğü,
- beyanın başka delillerle doğrulanıp doğrulanmadığı gibi hususlar açısından değerlendirilmesi gerekir.
Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 2018/5308 sayılı kararında, kendisinde uyuşturucu ele geçirilmeyen sanık bakımından diğer kişiler tarafından verilen soyut beyanlar dışında mahkûmiyet için yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı belirtilerek hüküm bozulmuştur.
Dolayısıyla “tanık sanığı suçladı” şeklindeki tek başına bir değerlendirme yeterli değildir. Tanık anlatımının güvenilirliği ve diğer delillerle desteklenip desteklenmediği ayrıca incelenmelidir.
Hukuka Aykırı Arama Sonucunda Ele Geçirilen Uyuşturucu Delil Sayılır mı?
Uyuşturucu ticareti davalarında delil yetersizliğinin en önemli nedenlerinden biri de hukuka aykırı aramadır.
Ceza yargılamasında yalnızca bir delilin mevcut olması yeterli değildir. Delilin hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş olması gerekir.
Bu nedenle uyuşturucunun ele geçirildiği;
- ev araması,
- araç araması,
- üst araması,
- işyeri araması,
- işyerine veya konuta giriş,
- yakalama işlemi ayrı ayrı incelenmelidir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 2017/1655 sayılı kararında bu husus doğrudan uyuşturucu ticareti suçundan verilen beraat kararı bakımından değerlendirilmiştir.
Somut olayda sanıklardan birinin üzerinde uyuşturucu madde ele geçirilmiş, ancak yapılan üst aramasının usulüne uygun bir arama kararına dayanmadığı kabul edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, bu şekilde elde edilen uyuşturucu maddenin yasak delil kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşmış ve yasak delil dışında sanıkların uyuşturucu ticareti suçunu işlediklerini gösteren yeterli ve inandırıcı kanıt bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı vermiştir.
Bu kararın uyuşturucu ticareti davaları bakımından önemi büyüktür.
Çünkü savunmanın yalnızca;
“Uyuşturucu benim değildi.”şeklinde kurulması yeterli olmayabilir.
Bunun yanında;
“Uyuşturucu madde nasıl bulundu?”
“Arama kararı var mıydı?”
“Arama kararı kapsamına uygun hareket edildi mi?”
“Gecikmesinde sakınca bulunan hal gerçekten mevcut muydu?”
“Arama işlemi mevzuata uygun gerçekleştirildi mi?” sorularının da cevaplandırılması gerekir.
Hukuka aykırı elde edilen delil değerlendirme dışı bırakıldığında dosyada mahkûmiyete yeterli başka delil kalmıyorsa, uyuşturucu ticareti suçundan beraat gündeme gelebilir.
Uyuşturucunun Sanığın Kullanımı İçin Bulundurulması Delil Yetersizliği Oluşturabilir mi?
Uyuşturucu ticareti davalarının en önemli savunma konularından biri de kullanmak için uyuşturucu bulundurma ile ticaret amacıyla uyuşturucu bulundurma arasındaki ayrımdır.
Uyuşturucunun ele geçirilmiş olması tek başına ticaret kastını ispatlamaz.
Mahkeme;
- ele geçirilen uyuşturucunun miktarını,
- paketleme şeklini,
- maddenin nasıl saklandığını,
- hassas terazi bulunup bulunmadığını,
- paketleme malzemelerini,
- sanığın kullanıcı olup olmadığını,
- kan ve idrar analizlerini,
- uyuşturucunun bulunduğu yeri,
- sanığın ekonomik ve sosyal durumunu,
- satışa ilişkin somut bir olay bulunup bulunmadığını,
- telefon görüşmelerinin içeriğini,
- sanığın savunmalarını birlikte değerlendirmelidir.
Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2020/9450 sayılı kararında da ele geçirilen metamfetaminin kullanım sınırında olması ve sanığın başka bir kişiye uyuşturucu verdiğini veya aracılık ettiğini gösteren kesin ve inandırıcı deliller bulunmaması karşısında uyuşturucu ticareti suçundan mahkûmiyet kurulmasının hukuka aykırı olduğu değerlendirilmiştir.
Ancak burada önemli bir uyarı yapmak gerekir:
Uyuşturucu miktarının az olması otomatik olarak kullanma amacı bulunduğu anlamına gelmez.
Aynı şekilde yüksek miktarda uyuşturucu bulunması da tek başına ticaret suçunun kesin kanıtı olarak değerlendirilmemelidir.
Miktar, diğer maddi ve davranışsal delillerle birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle uyuşturucu ticareti savunmasında “miktar az” argümanının yanında dosyanın bütününe ilişkin somut bir savunma kurulmalıdır.
Uyuşturucu Ticaretinde Teşebbüs ile Hazırlık Hareketi Birbirinden Ayrılmalıdır
Uyuşturucu ticareti suçlarında bazen sanığın başka kişilerle telefon görüşmesi yaptığı, uyuşturucu temini hakkında konuştuğu veya uyuşturucu bulunduğu düşünülen bir yere gittiği ileri sürülmektedir.
Ancak bu davranışların her biri otomatik olarak uyuşturucu ticaretine teşebbüs anlamına gelmez.
Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2022/6718 sayılı kararında bu ayrım ayrıntılı biçimde ortaya konulmuştur.
Kararda, TCK’nın 35. maddesi bakımından teşebbüsten söz edilebilmesi için yalnızca suç işleme kastının bulunmasının yeterli olmadığı; sanığın aynı zamanda suçun icra hareketlerinden birine doğrudan doğruya başlamış olması gerektiği belirtilmiştir.
Kararda, uyuşturucu maddenin temini amacıyla yapılan telefon görüşmelerinin somut olay bakımından icra hareketi değil, hazırlık hareketi niteliğinde kaldığı ve teşebbüs aşamasına ulaşmadığı kabul edilmiştir. Bu nedenle yeterli delil bulunmayan sanığın mahkûmiyeti bozma konusu yapılmıştır.
Benzer değerlendirme Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 2016/5287 sayılı kararında da görülmektedir. Sanığın başka bir kişinin evine gitmesi, telefon görüşmeleri ve diğer olaylar değerlendirilmiş; suç kastının bulunmasının tek başına teşebbüs için yeterli olmadığı, gerçekleştirilen hareketin aynı zamanda suçun icra hareketi niteliğinde olması gerektiği vurgulanmıştır.
Bu nedenle uyuşturucu ticareti dosyalarında savunma yapılırken yalnızca “ticaret yapmadım” denilmesi yerine, iddia edilen eylemin suçun hangi seçimlik hareketini oluşturduğu da sorgulanmalıdır.
Uyuşturucu Ticaretinde Eksik Araştırma da Delil Yetersizliğine Yol Açabilir
Ceza yargılamasında mahkemenin görevi yalnızca mevcut delilleri değerlendirmek değildir. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından gerekli araştırmaların yapılması da gerekir.
Örneğin;
- uyuşturucunun bulunduğu yerin kim tarafından kullanıldığı,
- başka kişilerin o yere erişiminin bulunup bulunmadığı,
- arama işleminin nasıl gerçekleştirildiği,
- tanıkların gerçekten olayı görüp görmediği,
- kamera kayıtlarının bulunup bulunmadığı,
- telefon görüşmelerinin içeriğinin ne olduğu,
- uyuşturucu ile sanık arasında parmak izi veya DNA bağlantısı bulunup bulunmadığı,
- uyuşturucunun sanığın hakimiyet alanında olup olmadığı araştırılmadan hüküm kurulması, olayın tam olarak aydınlatılmaması sonucunu doğurabilir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2016/3568 sayılı kararında, uyuşturucunun bulunduğu alana başka kişilerin sanığın bilgisi dışında girip giremeyeceğinin keşif yoluyla belirlenmesi gerektiği, olayın maddi gerçeğe uygun biçimde ortaya çıkarılması için eksik araştırmayla hüküm kurulamayacağı belirtilmiştir.
Yine Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2008/16426 sayılı kararında, olay tutanağını düzenleyen görevlilerin dinlenmesi ve sanığın diğer kişilerle birlikte uyuşturucu ticareti yapıp yapmadığının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Bu nedenle uyuşturucu ticareti dosyalarında “dosyada delil var mı?” sorusunun yanında “dosyada gerekli araştırma yapılmış mı?” sorusu da sorulmalıdır.
Uyuşturucu Ticaretinde Delil Yetersizliği Nedeniyle Beraat Nasıl Verilir?

Uyuşturucu ticareti suçundan beraat bakımından temel hukuki nokta, suçun sanık tarafından işlendiğinin kesin biçimde ispatlanamamış olmasıdır.
Özellikle aşağıdaki durumlarda delil yetersizliği tartışması önem kazanabilir:
1. Uyuşturucu sanığın üzerinde bulunmuyorsa
Uyuşturucu başka bir kişide ele geçirilmiş ve sanığın bu maddeyle bağlantısı kesin biçimde ortaya konulamamışsa mahkûmiyet için yeterli delil bulunmayabilir.
2. Uyuşturucu ortak kullanılan bir yerde bulunmuşsa
Uyuşturucunun sanığın özel hakimiyet alanında bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
3. Telefon görüşmeleri açık değilse
Konuşmaların uyuşturucu ticaretine ilişkin olduğu kesin biçimde belirlenemiyorsa yalnızca telefon kayıtlarına dayanılması sorun yaratabilir.
4. HTS dışında başka delil yoksa
Arama-aranma kayıtları, görüşmenin içeriğini ve amacını göstermiyorsa tek başına mahkûmiyet için yeterli olmayabilir.
5. Soyut tanık beyanından başka delil yoksa
Tanık anlatımının somut olaylarla desteklenip desteklenmediği incelenmelidir.
6. İhbar veya istihbari bilgi dışında delil bulunmuyorsa
İhbar, araştırmayı başlatabilir; ancak doğrulanmamış istihbari bilgi tek başına mahkûmiyet için yeterli olmayabilir.
7. Arama hukuka aykırıysa
Hukuka aykırı arama sonucunda elde edilen uyuşturucu maddenin hükme esas alınıp alınamayacağı öncelikle değerlendirilmelidir.
8. Uyuşturucu ile sanık arasında maddi bağlantı kurulamıyorsa
Parmak izi, DNA, kamera, para hareketi, fiziki takip veya başka somut delillerin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
9. Ticaret kastı kesin olarak ortaya konulamıyorsa
Uyuşturucu maddenin kişisel kullanım amacıyla bulundurulup bulundurulmadığı değerlendirilmelidir.
10. Eylem hazırlık aşamasında kalmışsa
Sanığın suç işlemeye yönelik kastı bulunsa bile doğrudan icra hareketlerine başlanmamışsa teşebbüs hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir.
Uyuşturucu Satıcılığı Suçunda “Şüpheden Sanık Yararlanır” İlkesi
Ceza hukukunun en temel ilkelerinden biri şüpheden sanık yararlanır ilkesidir.
Bu ilke, uyuşturucu ticareti suçlarında özellikle önemlidir. Çünkü TCK m.188/3 kapsamında verilen cezaların ağır olması nedeniyle mahkûmiyetin güçlü ve güvenilir delillere dayanması gerekir.
Bir sanığın suçlu olduğuna dair ihtimal ile suçun kesin biçimde ispatlanması aynı şey değildir.
Örneğin;
“Sanık uyuşturucu satıyor olabilir.” şeklindeki bir değerlendirme mahkûmiyet için yeterli değildir.
Mahkemenin ulaşması gereken sonuç;
“Sanığın uyuşturucu ticareti yaptığı, mevcut delillerin tamamı birlikte değerlendirildiğinde makul bir şüpheye yer bırakmayacak biçimde ispatlanmıştır.” şeklinde olmalıdır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2016/4319 sayılı kararında, sanığın başkalarının uyuşturucu almasına aracılık ettiği iddia edilmiş olmasına rağmen, sanıkta veya maddeleri aldığı belirtilen kişilerde uyuşturucu bulunmaması ve uyuşturucu olduğu ileri sürülen maddelerin niteliğinin dahi belirlenememesi karşısında mahkûmiyet için yeterli kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği kabul edilmiştir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2016/7771 sayılı kararında da kendisinde uyuşturucu bulunmayan sanığın diğer sanıkların suçlarına iştirak ettiğini gösteren muhbir görüşme tutanağı dışında kesin ve yeterli delil bulunmaması beraat yönünden değerlendirilmiştir.
Bu kararlar, uyuşturucu ticareti suçunda olasılığın değil, ispatın esas olduğunu göstermektedir.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararlarında Delil Yetersizliği
Uyuşturucu ticareti suçlarında delil değerlendirmesi yalnızca Yargıtay kararları açısından değil, Bölge Adliye Mahkemesi kararları bakımından da önemlidir.
Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 2020/912 sayılı kararında, uyuşturucu maddelerin ele geçirildiği yerin ibadethaneye olan mesafesinin yalnızca basit kroki üzerinden kabul edilmesinin yeterli olmadığı değerlendirilmiştir.
Mahkeme, gerekli araştırmanın yapılarak keşif sonucunda mesafenin kesin biçimde belirlenmesi ve buna göre TCK 188/4-b hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.
Bu karar doğrudan beraat gerekçesinden ziyade eksik araştırma ve delilin kesin biçimde ortaya konulmaması bakımından önemlidir.
Uyuşturucu ticareti davalarında cezanın artırılmasına neden olan nitelikli haller bakımından da delillerin kesin biçimde ortaya konulması gerekir.
Başka bir ifadeyle, sadece suçun temel şekli değil, cezayı artıran koşullar da somut ve denetlenebilir delillerle ortaya konulmalıdır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 2018/3473 sayılı kararında ise hassas terazilerde uyuşturucu bulaşığı bulunmasına rağmen sanıkta kokain ele geçirilmemesi ve terazinin kokain satışında kullanıldığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenememesi nedeniyle TCK 188/4-a’nın uygulanmaması gerektiği kabul edilmiştir.
Bu yaklaşım da son derece önemlidir:
Bir eşyanın üzerinde uyuşturucu kalıntısı bulunması, o eşyanın mutlaka somut uyuşturucu ticareti eyleminde kullanıldığını tek başına ispatlamayabilir.
Uyuşturucu Ticaretinde Delil Yetersizliği Savunması Nasıl Yapılmalıdır?

Uyuşturucu ticareti suçlamalarında etkili bir savunma, yalnızca sanığın suçlamayı inkâr etmesine dayanmamalıdır.
Savunmanın dosyadaki her delili ayrı ayrı test etmesi gerekir.
Örneğin;
Uyuşturucu nerede ele geçirildi?
Sanığın doğrudan hakimiyet alanında mı, yoksa başkalarının da erişebildiği bir yerde mi?
Uyuşturucu kime ait?
Uyuşturucu ile sanık arasında maddi bağlantı kurulmuş mu?
Arama hukuka uygun mu?
Arama kararı var mı? Karar kapsamına uygun işlem yapılmış mı?
Telefon görüşmesinde ne konuşulmuş?
Konuşmanın gerçekten uyuşturucu ticaretine ilişkin olduğu kesin mi?
HTS neyi gösteriyor?
Yalnızca görüşme yapıldığını mı gösteriyor, yoksa görüşmenin içeriği ve amacı da ortaya konulmuş mu?
Tanık gerçekten satışa şahit olmuş mu?
Tanığın anlatımı başka delillerle destekleniyor mu?
İhbar doğrulanmış mı?
İhbarın dışında sanığı suçla ilişkilendiren somut delil var mı?
Sanığın üzerinde bulunan madde ticaret amacıyla mı bulundurulmuş?
Kullanıcı olduğuna ilişkin başka deliller mevcut mu?
Fiziki takip ne ortaya koyuyor?
Sanığın gerçekten uyuşturucu teslim ettiği veya aldığı görülmüş mü?
Para hareketi var mı?
Uyuşturucu satışıyla bağlantılı olduğu belirlenebilen bir para bulunuyor mu?
Kamera kaydı var mı?
İddia edilen uyuşturucu alışverişini doğruluyor mu?
Bu soruların tamamı cevaplanmadan yalnızca “uyuşturucu bulundu” veya “telefon görüşmesi yapıldı” gerekçeleriyle mahkûmiyet kurulması, somut olayın özelliklerine göre ciddi bir hukuki değerlendirme sorunu oluşturabilir.
Uyuşturucu Ticareti Suçunda Şüphe Mahkûmiyet İçin Yeterli Değildir
Uyuşturucu satıcılığı suçunda delil yetersizliği, sanığın beraat etmesi bakımından en önemli hukuki konulardan biridir.
Ancak burada önemli olan yalnızca dosyada delil bulunup bulunmadığı değildir.
Asıl mesele, delilin sanığı uyuşturucu ticareti suçuna ne ölçüde bağladığıdır.
Bir uyuşturucu ticareti dosyasında;
- uyuşturucunun sanıkla ilişkisinin kurulamaması,
- soyut ihbar dışında delil bulunmaması,
- yalnızca HTS kayıtlarının mevcut olması,
- telefon görüşmelerinin içeriğinin uyuşturucu ticaretini göstermemesi,
- soyut tanık beyanlarının başka delillerle desteklenmemesi,
- hukuka aykırı arama yapılması,
- uyuşturucunun ortak kullanım alanında bulunması,
- ticaret kastının kesin olarak ortaya konulamaması,
- sanığın eyleminin hazırlık hareketi aşamasında kalması,
- sanığın suça iştirak ettiğini gösteren kesin delil bulunmaması
gibi durumlarda delil yetersizliği ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi gündeme gelebilir.
Nitekim Yargıtay’ın yüklediğiniz kararları arasında yer alan 9., 10. ve 20. Ceza Dairelerine ait kararlar, farklı olaylar üzerinden aynı temel prensibi ortaya koymaktadır: Mahkûmiyet, ihtimale veya varsayıma değil, kesin ve inandırıcı delile dayanmalıdır.
Bu nedenle uyuşturucu ticareti suçundan yargılanan sanık bakımından savunmanın yalnızca “suçu kabul etmiyorum” şeklinde kurulması yeterli değildir. Dosyadaki her delilin sanıkla suç arasındaki bağlantıyı gerçekten ispat edip etmediği ayrı ayrı incelenmeli; hukuka aykırı deliller belirlenmeli; eksik araştırmalar ortaya konulmalı ve nihayetinde mahkûmiyet için gerekli ispat standardının gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilmelidir.
Uyuşturucu ticareti suçundan beraat gerekçeleri hakkında daha ayrıntılı Yargıtay kararları için daha önce yayımladığımız “Uyuşturucu Ticareti Beraat Gerekçeleri” başlıklı yazımıza da bakılabilir. Uyuşturucu Ticareti Beraat Gerekçeleri
Önemli not: Uyuşturucu ticareti suçlarında delil değerlendirmesi tamamen somut olayın özelliklerine göre yapılır. Bu nedenle burada açıklanan herhangi bir delil türünün her dosyada otomatik olarak beraat sonucunu doğuracağı söylenemez. Esas olan, delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi ve sanığın suçu işlediğinin kesin biçimde ispat edilip edilmediğidir
Uyuşturucu Suçları ve Uyuşturucu Satıcılığı Suçunda Delil Yetersizliği konusunda Uyuşturucu Avukatı Harun Karadağ ile iletişime geçebilirsiniz.


