Cinsel suçlarda Adli Tıp raporu, soruşturma ve kovuşturmanın sonucunu etkileyebilecek en önemli bilimsel delillerden biridir. Özellikle cinsel saldırı ve çocuğun cinsel istismarı suçlarında mağdurun vücudunda meydana gelen fiziksel bulgular, organ sokma iddiasının tıbben değerlendirilmesi, DNA ve sperm incelemeleri, mağdurun ruhsal durumu veya zihinsel yetersizliği gibi hususlar çoğu zaman adli raporlarla ortaya konulmaktadır.
Ancak cinsel suçlarda Adli Tıp raporu tek başına mahkûmiyet veya beraat anlamına gelmez. Raporda cinsel saldırıyla uyumlu fiziksel bulguların bulunması mağdur anlatımını destekleyen çok önemli bir delil olabileceği gibi, hiçbir fiziksel bulguya rastlanmaması da her olayda cinsel suçun gerçekleşmediğini göstermez.
Asıl önemli olan; Adli Tıp raporundaki bulguların iddia edilen cinsel eylemin niteliği, mağdurun beyanları, DNA incelemeleri, tanık anlatımları, kamera ve HTS kayıtları ve dosyadaki diğer delillerle uyumlu olup olmadığıdır.
Bu konu, daha önce yayımladığımız Cinsel Suçlarda Somut Delil başlıklı yazımızdaki delillerin birlikte değerlendirilmesi meselesiyle doğrudan bağlantılıdır.
Cinsel Suçlarda Adli Tıp Raporu Neden Önemlidir?
Cinsel saldırı ve cinsel istismar suçları çoğu zaman üçüncü kişilerin bulunmadığı ortamlarda gerçekleştiği iddia edilen suçlardır. Bu nedenle görgü tanığı, kamera görüntüsü veya benzeri doğrudan deliller her dosyada bulunmayabilir.
Bu durumda mağdurun beyanının yanında objektif ve bilimsel nitelikteki delillerin önemi artmaktadır.
Adli muayene ve Adli Tıp incelemesi sonucunda;
- vajinal veya anal bölgede travmatik bulgu bulunup bulunmadığı,
- hymende yeni veya eski yırtık olup olmadığı,
- anal mukozada lezyon bulunup bulunmadığı,
- mağdurun vücudunda cebirle uyumlu ekimoz, sıyrık veya başka yaralanmaların bulunup bulunmadığı,
- vajinal, anal veya oral sürüntülerde sperm ya da DNA tespit edilip edilmediği,
- bulguların iddia edilen organ sokma eylemiyle uyumlu olup olmadığı,
- mağdurun olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılama kapasitesi,
- mağdurun fiile karşı ruhsal yönden mukavemete muktedir olup olmadığı,
- gerekli olduğu durumlarda mağdurun beyanlarına tıbbi açıdan itibar edilip edilemeyeceği gibi son derece önemli konularda değerlendirme yapılabilmektedir.
Dolayısıyla cinsel suçlarda adli muayene raporu, yalnızca mağdurun vücudunda yara bulunup bulunmadığını gösteren basit bir sağlık raporu olarak görülmemelidir.
Cinsel Suçlarda Adli Tıp Raporu Kesin Delil Midir?

Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen rapor bilimsel bir delil niteliğinde olmakla birlikte mahkeme açısından suçun işlendiğini veya işlenmediğini otomatik biçimde belirleyen bir belge değildir.
Örneğin mağdurun vücudunda sanığa ait DNA’nın bulunması, sanık ile mağdur arasında biyolojik temas bulunduğunu gösterebilir. Fakat tarafların cinsel ilişkiyi kabul ettiği ve uyuşmazlığın ilişkinin rızaya dayanıp dayanmadığı noktasında toplandığı bir dosyada DNA’nın bulunması tek başına rıza sorununu çözmez.
Benzer şekilde mağdurda bir yırtık bulunması da yırtığın mutlaka sanığın gerçekleştirdiği iddia edilen cinsel eylem sonucunda meydana geldiğini göstermez. Yırtığın yaşı, yeri, niteliği ve başka nedenlerle meydana gelip gelemeyeceği ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu nedenle mahkemenin görevi yalnızca raporun sonuç kısmını hükme aktarmak değil, rapor ile isnat edilen eylem arasında bilimsel ve mantıksal bağlantı kurmaktır.
Cinsel Suçlarda Adli Tıp Raporunun Mağdur Beyanını Doğrulaması
Adli Tıp raporunun en yüksek ispat değerine ulaştığı durumlardan biri, tıbbi bulguların mağdurun olaydan kısa süre sonra verdiği ayrıntılı anlatımla örtüşmesidir.
Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 2013/65 sayılı kararına konu olayda mağdur, organ sokmak suretiyle cinsel saldırıya maruz kaldığını anlatmıştır. Adli Tıp Uzmanı tarafından gerçekleştirilen muayenede anal mukozada yeni ve kanamalı yırtık tespit edilmiştir.
Yargıtay, bu fiziksel bulgunun mağdur anlatımını doğrulamasına özellikle önem vermiş ve mahkûmiyet hükmünü hukuka uygun bulmuştur.
Bu örnek önemli bir ayrımı ortaya koymaktadır:
Mağdur beyanı + beyanla uyumlu tıbbi bulgu, yalnızca soyut bir anlatımdan çok daha güçlü bir delil bütünü meydana getirebilir.
Nitekim daha önce yayımladığımız Cinsel Suçlarda DNA Delili başlıklı yazımızda da biyolojik delillerin mağdur anlatımıyla birleşmesi halinde ispat gücünün önemli ölçüde arttığını açıklamıştık.
Adli Tıp Raporunda Cinsel Saldırı Bulgusu Çıkmaması Beraat Nedeni Midir?
Cinsel suçlarla ilgili en fazla sorulan sorulardan biri şudur:
Adli Tıp raporunda cinsel saldırı veya cinsel istismar bulgusu çıkmazsa sanık beraat eder mi?
Bu soruya her dosya için geçerli olacak şekilde “evet” demek mümkün değildir.
Cinsel eylemlerin tamamı kalıcı fiziksel bulgu bırakmaz. Muayenenin olaydan uzun süre sonra gerçekleştirilmesi, eylemin niteliği ve başka birçok tıbbi faktör nedeniyle fiziksel bulgu elde edilemeyebilir.
Dolayısıyla;
“Adli raporda bulgu yok = cinsel suç kesinlikle gerçekleşmedi” şeklinde genel bir kural bulunmamaktadır.
Ancak bunun tam tersi de doğru değildir. Fiziksel bulgu bulunmamasının hiçbir önemi olmadığı da söylenemez.
Özellikle mağdurun son derece ağır ve fiziksel bulgu bırakması beklenebilecek bir eylemi ayrıntılı biçimde anlatmasına rağmen zamanında gerçekleştirilen muayenenin bu anlatımla uyumsuz sonuç vermesi halinde bu çelişkinin açıklanması gerekir.
Tıbbi Bulgular Mağdur Beyanıyla Çelişirse Ne Olur?
Cinsel suç yargılamalarında savunma açısından üzerinde özellikle durulması gereken konulardan biri budur.
Mağdurun; “Vücuduma organ sokuldu.” şeklindeki beyanıyla, “Organ sokulduğunu gösteren herhangi bir bulgu tespit edilmemiştir.” şeklindeki bir tıbbi değerlendirme arasında doğrudan ve otomatik bir çelişki bulunduğu söylenemez. Çünkü tıbben her penetrasyonun mutlaka kalıcı iz bırakıp bırakmayacağı ayrıca değerlendirilmelidir.
Ancak rapor, mağdur tarafından anlatılan eylemin tıbben gerçekleşmesinin mümkün olmadığına veya tespit edilen bulgunun anlatılan biçimde meydana gelemeyeceğine işaret ediyorsa durum farklıdır.
Bu durumda mahkemenin bilimsel delille açıkça çelişen bir anlatımı neden hükme esas aldığını açıklaması gerekir.
Nitekim sitemizdeki Cinsel Suçlarda Somut Delil başlıklı yazımızda da belirttiğimiz üzere, mağdur beyanının bilimsel ve teknik delillerle ilişkisi cinsel suçların ispatında son derece önemlidir.
Fiziksel Bulgular Başka Nedenlerle Meydana Gelebiliyorsa Ne Olur?
Adli Tıp raporunun savunma açısından önem kazandığı bir diğer durum, tespit edilen bulgunun yalnızca cinsel saldırıyla açıklanamamasıdır.
Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 2021/1188 sayılı kararına konu olay bu bakımdan oldukça dikkat çekicidir.
Dosyada yapılan muayenede belirlenen bir bulgunun cinsel istismara bağlı olabileceği gibi erken yaşta doğum, çoklu doğum veya uzun süreli kabızlık gibi nedenlerle de oluşabileceği ve bunlar arasında tıbben ayrım yapılamadığı belirtilmiştir.
Üstelik dosyadan mağdurun dört doğum yaptığı anlaşılmıştır.
Yargıtay; tıbbi bulgunun tek başına cinsel saldırıyı göstermemesi, mağdur anlatımlarındaki çelişkiler ve diğer delilleri birlikte değerlendirerek mahkûmiyet hükmünü hukuka uygun bulmamış ve kararın bozulmasına karar vermiştir.
Bu kararın ortaya koyduğu temel ilke şudur:
Bir tıbbi bulgunun cinsel saldırıyla uyumlu olması ile yalnızca cinsel saldırı sonucunda meydana gelebilecek olması aynı şey değildir.
Savunmada bu iki kavramın birbirinden ayrılması gerekir.
Cinsel Suçlarda Adli Tıp Raporunda Sperm veya DNA Bulunmaması

Cinsel saldırı veya cinsel istismar iddialarında mağdurdan alınan vajinal, anal veya oral sürüntüler ile kıyafetler üzerinde yapılan incelemeler önemli olabilir.
Ancak sperm veya sanığa ait DNA’nın bulunmaması da tek başına beraat sonucunu doğurmaz.
Buna karşılık olayın anlatım biçimi, muayenenin zamanı ve örneklerin alındığı anatomik bölgeler dikkate alındığında biyolojik delil bulunmasının kuvvetle beklenebileceği bir durumda hiçbir bulguya ulaşılamaması, dosyadaki diğer şüphelerle birleştiğinde önem kazanabilir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2023/8974 sayılı kararında; hymende eski veya yeni yırtık bulunmaması, cinsel saldırıya ilişkin tıbbi bulguya rastlanmaması, anal ve vajinal sürüntülerde sperm veya meni tespit edilmemesi ve toksikolojik incelemelerin iddiayı doğrulamaması diğer delillerle birlikte değerlendirilmiştir.
Mahkemenin sanıkların cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesiyle verdiği beraat hükümleri Yargıtay tarafından hukuka uygun bulunmuştur.
Dolayısıyla burada da belirleyici olan tek bir negatif rapor değil, negatif tıbbi bulguların dosyanın geri kalanıyla oluşturduğu delil bütünüdür.
DNA delilinin bu yönünü ayrıntılı olarak Cinsel Suçlarda DNA Delili başlıklı yazımızda ayrıca ele aldık.
Cinsel Suçlarda Adli Tıp Raporu Olumsuz Olduğu Halde Mahkûmiyet Kararı Verilebilir Mi?
Evet verilebilir.
Bu konu özellikle savunma bakımından önemlidir. Adli raporda cinsel saldırıyı doğrulayan fiziksel bulgu bulunmaması her durumda mahkûmiyete engel değildir.
Yargıtay, mağdurun istikrarlı ve güvenilir anlatımının tanık, kamera, olayın intikal biçimi, iletişim kayıtları veya başka objektif delillerle desteklendiği bazı dosyalarda fiziksel bulgu bulunmamasına rağmen suçun sabit olduğuna karar verebilmektedir.
Bu nedenle savunmanın yalnızca;
“Adli Tıp raporunda bulgu yoktur, bu nedenle beraat gerekir.”şeklinde kurulması çoğu dosyada yeterli olmayacaktır.
Daha güçlü bir savunma;
“Adli raporda iddiayı doğrulayan bulgu bulunmadığı gibi mağdur anlatımını doğrulayan bağımsız bir maddi delil de bulunmamakta; aksine anlatım dosyadaki diğer objektif delillerle de çelişmektedir.” şeklinde dosyanın tamamına dayanmalıdır.
Bu mesele hakkında Cinsel İstismarda Delil Olmadan Ceza Verilir Mi? başlıklı yazımızda ayrıntılı açıklamalar bulunmaktadır.
Cinsel Suçlarda Ruhsal Adli Tıp Raporunun Önemi
Cinsel suçlarda Adli Tıp incelemesi yalnızca fiziksel muayeneden ibaret değildir.
Bazı dosyalarda mağdurun psikiyatrik durumu ve olay nedeniyle ortaya çıktığı iddia edilen ruhsal etkilenme de değerlendirilmektedir.
Ancak mağdurda psikiyatrik bir bozukluk tespit edilmesi ile bu bozukluğun sanığın gerçekleştirdiği iddia edilen cinsel eylem nedeniyle meydana geldiğinin ispatlanması birbirinden farklı meselelerdir.
Psikiyatrik tablonun;
- olaydan önce bulunup bulunmadığı,
- başka travmatik olaylardan kaynaklanıp kaynaklanamayacağı,
- ailevi veya sosyal sorunlarla bağlantısı,
- iddia edilen olayla zaman bakımından ilişkisi araştırılmalıdır.
Yargıtay kararlarında da ruhsal bozukluğun cinsel saldırıya bağlı gelişmiş olabileceği kadar başka psikososyal stres ve çatışmalardan kaynaklanabileceğinin bildirildiği durumlarda, sebebin belirlenememesi halinde daha kapsamlı inceleme yapılmasının gerektiği görülmektedir.
Başka bir ifadeyle;
“Mağdurda psikiyatrik rahatsızlık var” tespiti ile “bu rahatsızlığı sanığın gerçekleştirdiği cinsel saldırı meydana getirdi” sonucu aynı şey değildir.
Mağdurun Zihinsel Yetersizliği ve Adli Tıp Raporu
Cinsel saldırı suçlarında Adli Tıp raporunun belirleyici olabildiği önemli alanlardan biri de mağdurun zihinsel veya psikiyatrik durumu nedeniyle fiile karşı koyabilme kapasitesidir.
TCK’nın 102. maddesi bakımından mağdurun beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunması suçun hukuki niteliğini ve yaptırımını doğrudan etkileyebilmektedir.
Çocukların cinsel istismarı dosyalarında ise mağdurun yaşı yanında zihinsel gelişimi ve olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılama kapasitesi de somut olaya göre önem kazanabilir.
Bu nedenle Adli Tıp Kurumu;
- mağdurda zeka geriliği bulunup bulunmadığını,
- bunun derecesini,
- olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığını,
- fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olup olmadığını,
- rahatsızlığın dışarıdan fark edilip edilemeyeceğini değerlendirebilmektedir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2026/399 Sayılı Kararı: Rıza Ehliyeti ile Fiili Rıza Aynı Şey Değildir
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2026/399 sayılı kararı son derece önemli bir ayrım ortaya koymaktadır.
Adli Tıp Üst Kurulu, hafif zeka geriliği bulunan mağdurun cinsel eylemlere karşı ruhsal yönden mukavemete muktedir olduğunu belirtmiştir.
Ancak Yargıtay buradan mağdurun somut olaydaki cinsel ilişkiye rıza gösterdiği sonucuna ulaşmamıştır.
DNA ve diğer raporlar, mağdurun olay boyunca ilişkiyi istemediğini söylediğine ilişkin anlatımları, olayın ıssız bir bölgede gerçekleşmesi, görüşme kayıtları ve diğer deliller birlikte değerlendirilmiş; cinsel eylemlerin mağdurun rızası dışında gerçekleştiği kabul edilmiştir.
Karar son derece önemli bir hukuki farkı göstermektedir:
Cinsel ilişkiye rıza gösterme ehliyetinin bulunması, somut cinsel ilişkiye rıza gösterildiği anlamına gelmez.
Adli Tıp Kurumu mağdurun rıza açıklayabilecek zihinsel kapasiteye sahip olduğunu tespit edebilir. Fakat mağdurun somut olayda gerçekten rıza gösterip göstermediği bütün delilleri değerlendirecek olan mahkemenin çözmesi gereken hukuki bir meseledir.
Cinsel Suçlarda Adli Tıp Raporu Mağdur Beyanının Güvenilirliğini Belirleyebilir Mi?
Özellikle zihinsel yetersizliği bulunan mağdurlarla ilgili dosyalarda raporlarda “beyanlarına itibar edilebilir” veya benzeri değerlendirmelere rastlanmaktadır.
Ancak bu tespit de tek başına sanığın mahkûm edilmesi sonucunu doğurmaz.
Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 2017/1745 sayılı kararında Adli Tıp Kurumu, mağdurun beyanlarına ancak ana hatlarıyla ve kuvvetli delillerle desteklenmesi halinde itibar edilebileceğini belirtmiştir.
Mağdurun anlatımlarının tutarsız olması, akıl rahatsızlığı nedeniyle anlatmak istediklerini tam olarak ifade edememesi ve beyanlarının yan delillerle desteklenmemesi karşısında Yargıtay, sanığın cezalandırılmasına yeter her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığını kabul etmiştir.
Dolayısıyla “mağdurun beyanlarına itibar edilebilir” şeklindeki tıbbi değerlendirme ile mağdurun anlattığı olayın sanık tarafından gerçekleştirildiğinin hukuken ispatlanması birbirinden farklıdır.
Zihinsel Yetersizlik Bulunan Mağdurun Beyanı Başka Delillerle Desteklenebilir
Bunun tam tersi durum da mümkündür.
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2023/5566 sayılı kararına konu dosyada mağdurun zihinsel yetersizliği nedeniyle olayı ayrıntılı şekilde anlatmakta güçlük çektiği görülmektedir.
Ancak dosyada kamera kayıtları, sanığın mağduru götürdüğüne ilişkin tespitler, sanığın kıyafetlerinde mağdura ait genetik materyal ve mağdurun genital bölgesinde yeni yaralanmalar bulunmaktadır.
Adli Tıp incelemesinde tespit edilen bulguların organ veya benzer büyüklükte bir cismin penetrasyonuyla meydana geldiği değerlendirilmiş; ayrıca mağdurun zihinsel durumu nedeniyle olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayacağı ve fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olmadığı belirtilmiştir.
Bu deliller bir bütün halinde mahkûmiyeti desteklemiştir.
Dolayısıyla mağdurun zihinsel yetersizliği nedeniyle ayrıntılı beyanda bulunamaması, dosyada güçlü objektif deliller varsa suçun ispatını kendiliğinden engellemez.
Cinsel Suçlarda Adli Tıp Raporları Arasında Çelişki Varsa Ne Olur?
Cinsel suç dosyalarında zaman zaman farklı hastaneler, Adli Tıp Şube Müdürlükleri, üniversiteler ve Adli Tıp Kurumu ihtisas kurulları tarafından düzenlenen raporlar arasında önemli farklılıklar ortaya çıkmaktadır.
Örneğin bir raporda mağdurun fiile karşı ruhsal yönden mukavemete muktedir olmadığı belirtilirken başka bir raporda mukavemete muktedir olduğu ifade edilebilir.
Böyle bir durumda mahkeme kendisine uygun gördüğü raporu seçerek diğerini görmezden gelemez.
Raporlar arasındaki hükme etkili çelişkinin giderilmesi gerekir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2023/9053 sayılı kararına konu olayda da farklı sağlık kurumları tarafından mağdurun mental durumu ve fiile karşı kendisini savunma kapasitesi hakkında birbirinden farklı değerlendirmeler yapılmıştır.
Yargıtay, suç vasfını doğrudan etkileyen bu çelişkinin giderilmesi amacıyla mağdurun Adli Tıp Kurumu Üst Kuruluna sevk edilerek;
- suç tarihinde akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunup bulunmadığı,
- eylemin niteliğini idrak edip edemediği,
- beden veya ruh bakımından fiile karşı koyabilecek durumda olup olmadığı,
- beyanlarına itibar edilip edilemeyeceği,
- olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı konularında rapor alınması gerektiğine karar vermiştir.
Bu inceleme yapılmadan hüküm kurulması eksik araştırma olarak değerlendirilmiştir.
Çelişkili Adli Tıp Raporlarında Üst Kurul İncelemesinin Önemi
Raporlar arasındaki çelişkinin suçun sübutuna veya suçun vasfına etkisi varsa bunun giderilmesi adil yargılanma bakımından son derece önemlidir.
Özellikle;
- mağdurun ruhsal durumuna,
- fiile karşı koyma kapasitesine,
- zihinsel yetersizliğin dışarıdan anlaşılıp anlaşılamayacağına,
- fiziksel bulgunun meydana geliş nedenine,
- ruhsal bozukluğun cinsel saldırıdan kaynaklanıp kaynaklanmadığına ilişkin birbirinden farklı uzman görüşleri mevcutsa yeni bir rapor veya gerektiğinde Üst Kurul değerlendirmesi talep edilmelidir.
Mahkûmiyet bakımından belirleyici bir bilimsel konuda giderilmemiş ciddi bir çelişkinin sanık aleyhine yorumlanması, şüpheden sanık yararlanır ilkesi bakımından sorun oluşturacaktır.
Cinsel Suçlarda Adli Tıp Raporu ile ÇİM Raporu Çelişirse Ne Olur?
Çocuğun cinsel istismarı davalarında mağdur çocuğun Çocuk İzlem Merkezi’ndeki anlatımı ile adli muayene sonuçları arasında farklılık bulunabilir.
Örneğin çocuk ÇİM’de organ sokulduğunu söylemesine rağmen muayenede buna ilişkin bir bulgu tespit edilemeyebilir.
Burada yine otomatik bir sonuca ulaşılmamalıdır.
Öncelikle Adli Tıp uzmanından iddia edilen eylemin herhangi bir fiziksel bulgu bırakmadan gerçekleşmesinin tıbben mümkün olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Bundan sonra;
- ÇİM’deki ilk anlatım,
- görüşmede kullanılan sorular,
- sonraki ifadeler,
- fiziksel muayene,
- DNA sonuçları,
- tanıklar ve diğer objektif deliller birlikte değerlendirilmelidir.
ÇİM raporunun delil niteliği ve özellikle ÇİM anlatımı ile adli rapor arasındaki ilişkinin nasıl değerlendirilmesi gerektiği hakkında Cinsel İstismar Suçunda Çocuk İzlem Merkezi Raporu Delil Olur Mu? başlıklı yazımız da incelenebilir.
Cinsel Suçlarda Adli Tıp Raporuna Nasıl İtiraz Edilir?
Adli Tıp raporunun dosyaya gelmiş olması raporun tartışmasız kabul edilmesi gerektiği anlamına gelmez.
Özellikle sanık müdafii açısından rapor ayrıntılı biçimde incelenmelidir.
Rapora karşı değerlendirmede özellikle şu sorular önemlidir:
- Muayene olaydan ne kadar süre sonra yapılmıştır?
- Tespit edilen bulgunun yeni mi eski mi olduğu belirlenebilmiş midir?
- Bulgu yalnızca cinsel eylem sonucunda mı meydana gelebilir?
- Raporda alternatif tıbbi nedenler tartışılmış mıdır?
- Mağdurun anlattığı eylem ile tespit edilen anatomik bulgu uyumlu mudur?
- DNA veya sperm incelemesi yapılmış mıdır?
- Örnekler doğru bölgeden ve zamanında alınmış mıdır?
- Raporlar arasında çelişki bulunmakta mıdır?
- Raporda kullanılan ifadeler kesinlik mi yoksa yalnızca ihtimal mi bildirmektedir?
- Adli Tıp uzmanının tıbbi değerlendirmeyi aşarak suçun sübutu konusunda hukuki değerlendirme yaptığı bölümler var mıdır?
Bu soruların cevapları raporun gerçek ispat değerini belirleyebilir.
Adli Tıp Raporu Tek Başına Beraat veya Mahkûmiyet Getirir Mi?
Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde tek bir formül bulunmadığı görülmektedir.
Adli Tıp raporu mağdurun anlatımını güçlü biçimde doğruluyorsa, özellikle DNA, tanık, kamera veya olay sonrası bulgular gibi başka deliller de mevcutsa mahkûmiyet açısından son derece güçlü bir delil haline gelebilir.
Buna karşılık;
Adli Tıp raporu iddiayı doğrulamıyor, mağdur anlatımları önemli çelişkiler içeriyor ve başka objektif deliller de bulunmuyorsa, bu durum sanık lehine ciddi şüphe meydana getirebilir.
Fakat raporda fiziksel bulgu bulunmamasına rağmen mağdurun istikrarlı anlatımını güçlü biçimde destekleyen başka bağımsız deliller bulunuyorsa yine mahkûmiyet mümkün olabilir.
Bu nedenle doğru soru;
“Adli Tıp raporu olumlu mu olumsuz mu?” değildir.
Doğru soru şudur:
“Adli Tıp raporu, dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde iddia edilen cinsel eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğini her türlü makul şüpheden uzak biçimde ortaya koyuyor mu?”
Cinsel Suçlarda Adli Tıp Raporu ve Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi
Ceza mahkûmiyeti ihtimale dayandırılamaz.
Özellikle uzun süreli hapis cezalarının söz konusu olduğu cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarı davalarında bilimsel delillerin sanık aleyhine genişletici biçimde yorumlanması doğru değildir.
Raporda;
“cinsel saldırıyla uyumludur” denilmesi ile; “bu bulgunun başka şekilde meydana gelmesi mümkün değildir” denilmesi arasında önemli fark vardır.
Aynı şekilde;
“meydana gelmiş olabilir” ile; “meydana gelmiştir” ifadeleri de aynı ispat gücüne sahip değildir.
Mahkeme bilirkişi raporundaki ihtimali kesinlik olarak kabul etmemeli; raporu mağdur anlatımı ve bütün objektif delillerle birlikte değerlendirmelidir.
Cinsel suçlarda maddi delil bulunmaması ve mağdur beyanının mahkûmiyet açısından hangi koşullarda yeterli olabileceğine ilişkin ayrıntılı değerlendirmeler için Cinsel İstismarda Delil Olmadan Ceza Verilir Mi? başlıklı yazımıza da bakılabilir.
Cinsel İftira İddialarında Adli Tıp Raporunun Önemi
Gerçeğe aykırı cinsel suç isnadı bulunduğu ileri sürülen dosyalarda da adli rapor önemli olabilir.
Ancak burada da;
“Raporda bulgu bulunmadı, dolayısıyla şikâyetçi iftira attı.” şeklinde bir sonuca ulaşmak mümkün değildir.
Cinsel eylemin niteliğine göre hiçbir fiziksel bulgu meydana gelmemiş olabilir.
Buna karşılık mağdurun ayrıntılı anlatımının tıbben beklenen sonuçlarla açık biçimde uyuşmaması, DNA sonuçlarının farklı bir tablo ortaya koyması, beyanların zaman içerisinde önemli ölçüde değişmesi ve başka objektif delillerin de anlatımı doğrulamaması halinde adli rapor sanık lehine çok önemli bir delil haline gelebilir.
Cinsel suç isnadının gerçeğe aykırı olduğu iddiasıyla ilgili ayrıntılı açıklamalarımıza Cinsel İftira Mağdurları Hangi Hukuki Haklara Sahiptirler? başlıklı yazımızdan ulaşabilirsiniz.
Cinsel Suçlarda Adli Tıp Raporu Nasıl Değerlendirilmelidir?

Sonuç olarak cinsel suçlarda Adli Tıp raporu, özellikle cinsel saldırı ve çocuğun cinsel istismarı davalarında en önemli delillerden biri olabilir. Ancak raporun delil değeri her dosyada aynı değildir.
Adli Tıp raporu değerlendirilirken; raporun ne söylediği kadar ne söylemediği de önemlidir.
Tespit edilen fiziksel bulgunun olayla bağlantısı, bulgunun başka nedenlerle meydana gelme ihtimali, muayenenin zamanı, DNA ve sperm sonuçları, mağdurun anlatımlarıyla tıbbi verilerin uyumu, mağdurun zihinsel ve ruhsal durumu ve varsa farklı raporlar arasındaki çelişkiler ayrı ayrı incelenmelidir.
Yargıtay kararlarının ortaya koyduğu yaklaşım da esasen budur. Adli Tıp raporu ne otomatik bir mahkûmiyet belgesi ne de tek başına beraat sebebidir.
Belirleyici olan, bilimsel raporun dosyadaki diğer delillerle birlikte sanığın suçu işlediğini her türlü şüpheden uzak biçimde ortaya koyup koymadığıdır.
Bu nedenle cinsel suç dosyalarında yalnızca raporun sonuç kısmının okunmasıyla yetinilmemeli; raporun dayandığı bulgular, kullanılan tıbbi ifadeler, alternatif açıklamalar ve raporun diğer delillerle uyumu ayrıntılı biçimde değerlendirilmelidir.
Cinsel suçlar ve cinsel suçlarda Adli Tıp raporu ile ilgili hukuki sorunlarda, dosyanın mağdur beyanları, tıbbi raporlar, DNA incelemeleri, ÇİM kayıtları, HTS kayıtları ve diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Cinsel Suçlar ve Cinsel Suçlarda Adli Tıp Raporu ile ilgili olarak Cinsel Suçlar Avukatı Harun Karadağ ile iletişime geçebilirsiniz.

