07.10.2026
Çocuk sağlığı ve hastalıkları malpraktis davaları, Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanınınveya çocuğun tedavisine katılan diğer hekimlerin teşhis, takip, tedavi, konsültasyon, hastaneye yatırma ya da sevk sürecindeki tıbbi uygulamalarının ceza hukuku bakımından sorgulandığı dosyalardır.
Bu yazı yalnızca çocuk sağlığı ve hastalıkları alanındaki tıbbi uygulamaların ceza sorumluluğu yönünden değerlendirilmesine ilişkindir. Hekimin, hastanenin veya sağlık kuruluşunun maddi ve manevi tazminat sorumluluğu bu yazının konusu değildir.
Çocuk hastalarda meydana gelen her olumsuz sonuç doktorun ceza sorumluluğunu doğurmaz. Aynı şekilde, bilirkişi raporunda bir hekimin “kusurlu” olduğunun belirtilmesi de tek başına taksirle yaralama veya taksirle öldürme suçundan mahkûmiyet için yeterli olmayabilir.
Özellikle çocuk hastalarda hastalığın hızlı ilerleyebilmesi, hastanın şikâyetlerini yeterince ifade edememesi, yenidoğan ve süt çocuklarının klinik tablolarının kısa sürede değişebilmesi ve bazı hastalıkların uygun tedaviye rağmen ölümcül seyredebilmesi nedeniyle ceza soruşturmalarında kusur ile meydana gelen sonuç arasındaki nedensellik bağının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
İncelediğimiz Yargıtay kararlarında da temel tartışmanın çoğu kez şu sorular etrafında toplandığı görülmektedir:
- Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanıgerekli muayene ve tetkikleri yaptı mı?
- Hastanın vital bulguları yeterince takip edilip kayıt altına alındı mı?
- Hastanın yatırılması gerekirken taburcu edilmesi söz konusu mu?
- Çocuk yoğun bakım veya üçüncü basamak sağlık kuruluşuna sevk gecikti mi?
- Röntgen, kan gazı veya laboratuvar sonuçları doğru değerlendirildi mi?
- Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanından zamanında konsültasyon istendi mi?
- İhmal veya tıbbi hata ile ölüm ya da yaralanma arasında cezai sorumluluğa yeterli bir illiyet bağı kurulabiliyor mu?
Bu soruların cevapları, aynı tıbbi eksikliğin bir dosyada taksirle öldürme, başka bir dosyada görevin gereklerini yapmakta ihmal, bir başka dosyada ise beraat sonucunu doğurabilmesinin nedenini açıklamaktadır.
Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Uzmanı Malpraktisi Nedir?

Malpraktis, hekimin mesleğinin gerektirdiği tıbbi standartlara uygun davranmaması sonucunda hastanın zarar görmesi şeklinde genel olarak ifade edilebilir. Ancak “malpraktis” Türk Ceza Kanunu’nda bağımsız bir suç adı değildir.
Somut olayın özelliklerine göre hekimin eylemi;
TCK m.85 kapsamında taksirle öldürme, TCK m.89 kapsamında taksirle yaralama veya şartları bulunuyorsa TCK m.257 kapsamında görevin gereklerini yapmakta ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçları yönünden değerlendirilebilir.
Özellikle kamu görevlisi hekimler bakımından TCK m.257 tartışması önem taşımaktadır. Bu suçun hangi şartlarda uygulanabileceği hakkında daha ayrıntılı açıklamalar için Doktorun Görevi İhmal Suçu başlıklı yazımıza bakılabilir.
TCK m.257’nin genel yapısı ve görevi kötüye kullanma suçunun unsurları bakımından ise Görevi Kötüye Kullanma Suçu başlıklı yazımız incelenebilir.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanının Her Hatası Taksirle Öldürme Suçunu Oluşturur mu?
Hayır. Çocuk sağlığı ve hastalıkları malpraktis dosyalarında yapılması gereken en önemli ayrımlardan biri budur.
Bir hekimin tıbbi uygulamasında eksiklik bulunması başka, bu eksikliğin ölüm sonucuna neden olduğunun ceza hukuku açısından ortaya konulması başka bir meseledir.
Örneğin;
- Hastanın yatırılmaması,
- Gerekli tetkikin istenmemesi,
- Vital bulguların kaydedilmemesi,
- Uzman konsültasyonu yapılmaması,
- Sevkin geciktirilmesi, tıbbi yönden kusur olarak değerlendirilebilir.
Buna rağmen bilirkişi raporunda “uygun tedavi yapılsaydı dahi hastanın kurtulmasının kesin olmadığı” belirtiliyorsa, meydana gelen ölümün doğrudan hekimin ihmali nedeniyle gerçekleşip gerçekleşmediği ayrıca tartışılmalıdır.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin birçok kararında bu ayrım açık biçimde yapılmaktadır. Nitekim bazı dosyalarda hekim tıbben kusurlu bulunmasına rağmen ölümle davranış arasındaki nedensellik bağı kesin kurulamadığından taksirle öldürme hükmü bozulmuş ve olay TCK m.257/2 kapsamında değerlendirilmiştir.
Bu nedenle Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanıhakkındaki ceza davasında yalnızca “Hekimin kusuru var mı?” sorusuna cevap verilmesi yeterli değildir. İkinci ve çoğu zaman daha önemli soru şudur:
“Bu kusur olmasaydı ölüm veya yaralanma sonucu gerçekleşmeyecek miydi?”
I. ÇOCUK SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI UZMANININ SANIK OLDUĞU MALPRAKTİS DAVALARI
Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanıhakkında açılan ceza davalarında Yargıtay kararları incelendiğinde özellikle hastayı bizzat görmeme, erken taburculuk, hastaneye yatırmama, takip eksikliği, radyolojik bulguları değerlendirememe, yoğun bakım koşullarının yetersizliği ve sevkin gecikmesi konularının öne çıktığı görülmektedir.
Çocuk Hastalıkları Uzmanının Hastayı Bizzat Görmemesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2013/6702 Sayılı Kararı
Karara konu olayda çocuk yüksek ateş ve bademcik rahatsızlığı nedeniyle hastaneye getirilmiş; ateş, kusma ve konvülziyon yakınmaları ile takip edilirken solunumu durmuş ve yoğun bakıma alınmıştır.
Çocuk hastalıkları konsültasyonu istenmesine rağmen nöbetçi çocuk hastalıkları uzmanı hastaneye gelmemiş, telefonla aranması üzerine hastanın tahlil sonuçlarına göre değerlendirilmesini istemiştir. Çocuk beş gün sonra hayatını kaybetmiştir.
Yüksek Sağlık Şurası; ölüm sürecinde aspirasyon pnömonisi geliştiğini, nöbetçi çocuk doktorunun görev yerinde bulunmaması ve hastayı bizzat değerlendirmemesi nedeniyle kusurlu olduğunu belirtmiştir.
Ancak Yargıtay, ilk derece mahkemesinin olayı taksirle öldürme olarak değerlendirmesini isabetli bulmamış; eylemin TCK m.257 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.
Bu karar özellikle icapçı veya nöbetçi çocuk doktorları bakımından önemlidir. Konsültasyon talebi bulunan ciddi bir pediatrik vakada yalnızca telefonla yönlendirme yapılması bazı olaylarda yeterli kabul edilmeyebilir.
Ancak tıbbi ihmalin bulunması ile ölüm sonucundan sorumluluk yine birbirinden ayrılmalıdır.
Hipoglisemisi Bulunan Çocuğun Stabilize Edilmeden Sevk Edilmesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2021/5849 Sayılı Kararı
Bu dosyada çocuk havale nedeniyle hastaneye getirilmiştir. Tetkiklerde kan şekeri 16 mg/dL, potasyum ise düşük bulunmuştur.
Adli Tıp raporlarında, hipogliseminin acil metabolik bir tablo olduğu; glikoz verilmesi, kan şekeri ve elektrolitlerin takip edilmesi ve hasta stabilize edildikten sonra sevk edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Çocuk hastalıkları uzmanının hipoglisemi ve hipopotasemiye yönelik gerekli tedaviyi düzenlemeden hastanın sevkine karar vermesi kusurlu bulunmuştur.
Bununla birlikte bilirkişi raporlarında, çocuk stabilize edildikten sonra sevk edilmiş olsa dahi kurtulmasının kesin olmadığı da belirtilmiştir. Yargıtay incelemesine konu dosyada çocuk hastalıkları uzmanı hakkında TCK m.257/2 kapsamında verilen mahkûmiyet hükmü onanmıştır.
Karar önemli bir ayrımı göstermektedir:
Tıbbi müdahalenin eksik olması her zaman ölüm neticesinden cezai sorumluluk anlamına gelmemektedir.
Vital Bulguların Kaydedilmemesi ve Bebeğin Hastaneye Yatırılmaması
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2019/7854 Sayılı Kararı
Karara konu olayda çok küçük yaştaki bebek hafif hırıltı ve halsizlik şikâyetiyle hastaneye getirilmiştir. Çocuk hastalıkları uzmanı tarafından akut farenjit ve akut larenjit tanıları konulmuş, yaklaşık dört saat gözlem altında tutulmuş ve ilaç tedavisi düzenlenerek ertesi gün kontrol önerisiyle taburcu edilmiştir.
Bebek ertesi sabah hayatını kaybetmiştir. Ölüm nedeni pnömoni ve buna bağlı komplikasyonlar olarak belirlenmiştir.
Adli Tıp Kurumu, uygulanan bronkodilatör, steroid ve antibiyotik tedavisinin tıbben uygun olduğunu kabul etmekle birlikte iki önemli eksiklik tespit etmiştir:
Birincisi, yatış endikasyonunun değerlendirilmesinde son derece önemli olan nabız, solunum sayısı, ateş gibi vital bulgular ile gözlem sırasında yapılan fizik muayene bulgularının kayıt altına alınmaması;
ikincisi, mevcut tabloya rağmen bebeğin hastaneye yatırılarak takip edilmemesi.
Bu nedenle çocuk hastalıkları uzmanı kusurlu bulunmuştur.
Ancak bilirkişi, küçük süt çocuklarında interstisyel pnömoninin hastanede yatırılarak takip edilse dahi ölümcül seyredebilmesinin mümkün olduğunu belirtmiştir.
Yargıtay bu nedenle ölümle tıbbi eksiklik arasındaki illiyet bağının kesin biçimde ortaya konulamadığını kabul etmiş ve taksirle öldürme mahkûmiyetini bozmuştur. Daireye göre eylem TCK m.257/2 kapsamında değerlendirilmelidir.
Bu karar hekimler açısından tıbbi kayıtların ne kadar önemli olduğunu da göstermektedir.
Muayenenin yapılmış olması tek başına yeterli olmayabilir. Özellikle küçük çocuklarda; nabız, ateş, solunum sayısı, oksijen satürasyonu, genel durum, beslenme durumu ve gözlem sürecindeki değişiklikler gibi verilerin dosyada bulunması daha sonra yapılacak bilirkişi incelemesinde son derece önemli hale gelebilir.
Akut Tonsilit Tanısıyla Bebeğin Eve Gönderilmesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2018/10136 Sayılı Kararı
Bu olayda yeni doğmuş bebeğe çocuk hastalıkları uzmanı tarafından akut tonsilit tanısı konulmuş ve ilaç tedavisi düzenlenerek eve gönderilmiştir. Bebek kısa süre sonra hayatını kaybetmiştir.
Feth-i kabir sonrasında yapılan incelemeler nedeniyle ölüm nedeni ve mekanizması kesin olarak belirlenememiştir.
Adli Tıp Genel Kurulu ise bebeğin muayene sonrasında yatırılarak tedavisinin planlanmamasının tıp kurallarına uygun olmadığını ve çocuk hastalıkları uzmanının kusurlu olduğunu kabul etmiştir.
Buna rağmen ölüm sebebinin kesin belirlenememesi nedeniyle doktorun davranışı ile ölüm arasında illiyet bağı kurulamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Yargıtay, bu nedenle taksirle öldürme suçundan verilen mahkûmiyet kararını bozmuş; çocuğun müşahede altına alınmadan eve gönderilmesine ilişkin ihmalin TCK m.257/2 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Bu kararın savunma bakımından önemi açıktır:
Ölüm sebebi kesin olarak belirlenmeden yalnızca hekimin tıbbi uygulamasındaki eksiklikten hareketle taksirle öldürme suçuna hükmedilmesi mümkün değildir.
Yenidoğanın Solunum Bulgularına Rağmen Taburcu Edilmesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2017/1136 Sayılı Kararı
Dosyada bebek sezaryenle dünyaya gelmiş; doğum sonrasında çocuk hastalıkları uzmanının takibine bırakılmıştır.
Bebekte solunum sıkıntısı bulunmasına rağmen takip sonrasında taburcu kararı verilmiştir. Daha sonra bebek hayatını kaybetmiştir.
Adli Tıp raporunda bebeğin ölümünün hiyalen membran hastalığı ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği belirtilmiştir.
Ayrıca;
- solunum sistemine ait bulguların düzenli kaydedilmemesi,
- akciğer grafisindeki bulguların yeterince değerlendirilmemesi,
- minimal pnömotoraks bulunmasına rağmen taburcu kararı verilmesi tıp kurallarına aykırı bulunmuştur.
Adli Tıp Genel Kurulu da çocuğun taburcu edilmesini uygun bulmamış ve hekimi kusurlu kabul etmiştir.
Yargıtay Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanınınmahkûmiyetini esas itibarıyla isabetli bulmuştur. Bununla birlikte uygun takip ve tedavi yapılmış olsa dahi bebeğin kurtulmasının kesin olmadığının belirtilmesini, temel cezanın belirlenmesi bakımından hekim lehine dikkate alınması gereken bir unsur olarak değerlendirmiştir.
Bu karar son derece önemlidir. Çünkü Yargıtay uygulamasında “uygun tedavi yapılsa dahi kurtulması kesin değildi” ifadesinin her olayda otomatik olarak taksirle öldürme suçunu ortadan kaldırmadığını göstermektedir.
Her dosya kendi tıbbi özellikleri içerisinde incelenmektedir.
Prematüre Bebeğin Üçüncü Basamak Yoğun Bakımda Takip Edilmemesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2017/4287 Sayılı Kararı
Bu dosyada 34 haftalık prematüre bir bebek doğum sonrasında çocuk doktorunun gözetiminde yoğun bakıma alınmış ve iki gün sonra respiratuvar distres sendromu ile gelişen pnömotoraks nedeniyle hayatını kaybetmiştir.
Adli Tıp Genel Kurulu;
- tek bir kan gazında PO2 değerinin çok düşük bulunmasına rağmen seri kan gazı takibi yapılmamasını,
- surfaktan uygulanmamasını,
- prematür ve respiratuvar distres sendromu bulunan bebeğin üçüncü basamak yenidoğan yoğun bakım ünitesinde takip edilmemesini eksiklik olarak değerlendirmiş ve çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanını kusurlu bulmuştur.
Dosyada dikkat çekici olan husus, uygun takip ve tedavi yapılması halinde bebeğin kurtulma ihtimalinin yüksek olduğunun, buna karşılık uygun tedaviye rağmen bu tür bebeklerde yaklaşık yüzde 5 ölüm ihtimalinin bulunduğunun belirtilmesidir.
Yargıtay çocuk doktoru hakkında taksirle öldürme suçundan verilen mahkûmiyet hükmünü esas yönünden isabetli bulmuştur.
Buradaki yaklaşım, ceza sorumluluğunda olasılık değerlendirmesinin bilirkişi raporunda ne şekilde formüle edildiğinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
“Hasta kesin kurtulurdu” ile “uygun tedaviyle kurtulma ihtimali yüksekti” ifadeleri ceza dosyasında farklı biçimde değerlendirilebilir.
Röntgen Bulgusunun Yanlış Değerlendirilmesi ve İnvajinasyon Tanısının Gecikmesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2016/1272 Sayılı Kararı
Kararda 7 aylık bebek ateş, kusma ve ishal yakınmalarıyla çocuk hastanesine getirilmiştir. Kan tetkikleri ve röntgen çekilmiş, akut gastroenterit ön tanısıyla gözlem altında tutulmuş ve daha sonra taburcu edilmiştir.
Ertesi gün yapılan ultrasonografide invajinasyon tespit edilmiş, çocuk ameliyata alınmış ancak bağırsak perforasyonu ve gelişen komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybetmiştir.
Yargıtay olayda hekimlerin sorumluluklarını ayrı ayrı değerlendirmiştir.
İlk değerlendirmeyi yapan Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanınınbağırsak tıkanıklığını araştırmak amacıyla röntgen ve kan tetkiki istemesi ve hastayı gözleme yönlendirmesi hukuka uygun bulunmuştur.
Buna karşılık daha sonraki aşamada bebeği takip eden hekimin röntgendeki tam bağırsak tıkanıklığını fark edememesi, invajinasyon tanısını koyamaması ve acilen ameliyat edilmesi gereken bebeği eve göndermesi kusurlu kabul edilmiştir.
Yargıtay bu hekim hakkında taksirle öldürmeden verilen mahkûmiyet hükmünü onamıştır.
Dosyanın başka önemli yönü ise nöbetçi uzman doktorun sorumluluğudur. Uzman hekimin hastadan haberdar olduğuna ilişkin sanık beyanı dışında delil bulunmadığı, tedavi evrakında hekimin isim veya imzasının yer almadığı dikkate alınarak kusur yüklenemeyeceği kabul edilmiştir.
Bu karar, ekip halinde yürütülen pediatrik tedavilerde ceza sorumluluğunun bireyselliği bakımından önemlidir.
Bir hekimin yalnızca aynı servis veya nöbet organizasyonunda bulunması cezai sorumluluk için yeterli değildir. Hastadan haberdar olduğu, tedaviye katıldığı ve hangi yükümlülüğü ihlal ettiği somut delillerle ortaya konulmalıdır.
Tıbbi Uygulamalar Uygunsa Çocuk Doktoru Beraat Etmelidir

Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2014/17076 Sayılı Kararı
İki aylık çocuk solunum sıkıntısı nedeniyle sağlık kuruluşuna getirilmiş, icapçı çocuk hastalıkları uzmanı başka bir sağlık merkezine giderek hastayı bizzat muayene etmiş, durumunun ciddi olduğunu görerek devlet hastanesine yatışını sağlamış ve konjenital kalp hastalığı ile bronkopnömoni tanısı doğrultusunda tedavisini düzenlemiştir.
Daha sonra çocuğun durumu kötüleşmiş ve üst merkeze sevk edilmiştir. Ambulansın doktor bulunmaksızın yola çıkması sırasında hastanın kalbi durmuş ve çocuk daha sonra hayatını kaybetmiştir.
Adli Tıp, Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanınınsevk aşamasına kadar gerçekleştirdiği işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğunu kabul etmiştir. Ayrıca ambulans ekibinde bulunması gereken hekimin görevlendirilmesinin çocuk doktorunun sorumluluğunda olmadığı belirlenmiştir.
Yargıtay, Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanınınhem taksirle öldürme hem de görevi ihmal suçlarından beraatini onamıştır.
Karar, kötü sonucun tek başına hekim kusurunu göstermeyeceğinin tipik örneklerinden biridir.
II. ÇOCUK HASTALIKLARI KONSÜLTASYONU İSTENMEMESİ NEDENİYLE DİĞER HEKİMLERİN SORUMLULUĞU
Çocuk sağlığı ve hastalıkları malpraktis dosyalarının ikinci önemli grubu, sanığın çocuk hastalıkları uzmanı olmadığı ancak hastanın pediatri uzmanına danışılması gerektiği iddiasının bulunduğu dosyalardır.
Burada tartışma çoğu zaman şu noktada yoğunlaşmaktadır:
Somut klinik tablo karşısında hekimin çocuk hastalıkları uzmanından konsültasyon istemesi gerekir miydi?
Konsültasyonun gerekli olduğu kabul edilse bile ikinci soru yine illiyet bağıdır:
Konsültasyon zamanında yapılsaydı ölüm veya yaralanma sonucu önlenebilir miydi?
Acil Servis Doktorunun Çocuk Hastalıkları Konsültasyonu İstememesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2017/147 Sayılı Kararı
İki yaşındaki çocuk yaklaşık bir haftadır devam eden öksürük nedeniyle daha önce antibiyotik tedavisi görmesine rağmen yüksek ateş ve öksürük şikâyetiyle acil servise getirilmiştir.
Acil serviste görevli pratisyen hekim çocuğu müşahadeye almış, ateşi düştükten sonra daha önce kullanılan ilaçlara ateş düşürücü ekleyerek hastayı eve göndermiştir.
Çocuk aynı gece hayatını kaybetmiş; otopside ölümün bronkopnömoni ve buna bağlı komplikasyonlardan kaynaklandığı belirlenmiştir.
Adli Tıp Kurumu, çocuğun dört gündür antibiyotik kullanmasına rağmen yüksek ateşinin ve şikâyetlerinin devam etmesi nedeniyle acil servis doktorunun çocuk hastalıkları uzmanından konsültasyon istemesi gerektiğini belirtmiştir.
Konsültasyon istenmemesi kusur olarak değerlendirilmiştir.
Bununla birlikte raporda, zamanında çocuk hastalıkları konsültasyonu istenip uygun tedavi başlansa dahi çocuğun kurtulmasının kesin olmadığı ifade edilmiştir.
Yargıtay bu nedenle pratisyen hekimin taksirle öldürmeden sorumlu tutulamayacağını; ancak görevin gereklerini yerine getirmemesi nedeniyle TCK m.257/2 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Bu karar özellikle acil servis hekimleri açısından önemlidir.
Çocuk hastanın daha önce tedavi görmesine rağmen iyileşmemesi, yüksek ateşin devam etmesi ve klinik tablonun olağan seyir göstermemesi konsültasyon ihtiyacını artırabilir.
Tetkik İstememek ve Çocuk Uzmanına Konsülte Etmemek
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2018/10779 Sayılı Kararı
Üç yaşındaki çocuk kusma, iştahsızlık ve idrar yapamama yakınmalarıyla hastaneye getirilmiştir. Muayene sonrasında akut üst solunum yolu enfeksiyonu tanısıyla ilaç reçete edilerek taburcu edilmiş, çocuk birkaç saat sonra pnömoniye bağlı solunum yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetmiştir.
Adli Tıp;
- gerekli tetkiklerin istenmemesini,
- hastanın çocuk hastalıkları uzmanına konsülte edilmemesini kusur olarak değerlendirmiştir.
Buna rağmen bu yaş grubunda akciğer enfeksiyonunun zamanında tanı ve uygun tedaviye rağmen ölümcül seyredebileceği belirtilmiştir.
Yargıtay ölümle hekim davranışı arasında kesin illiyet bağı kurulamadığını kabul etmiş ve taksirle öldürme yerine TCK m.257/2 kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğini belirtmiştir.
Bilinen Hastalık Öyküsü Bulunan Bebeğin Çocuk Doktoruna Konsülte Edilmeden Taburcu Edilmesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2024/3396 Sayılı Kararı
Bu karar, çocuk hastalıkları konsültasyonu bakımından özellikle dikkat çekicidir.
Bebeğin daha önce hipotoni, metabolik hastalık, Pompe hastalığı ve fenilketonüri şüpheleri nedeniyle farklı sağlık kuruluşlarında incelendiği; olaydan kısa süre önce de pnömoni nedeniyle hastanede tedavi gördüğü anlaşılmaktadır.
Bebek daha sonra sürekli ağlama ve ishal şikâyetiyle devlet hastanesi acil servisine getirilmiştir.
Pratisyen hekim kan tetkiki istemiş ancak bebekten kan alınamamıştır. Röntgende yoğun gaz görülmesi üzerine ilaç reçete edilerek hasta taburcu edilmiştir. Gece yakınmaların devam etmesi üzerine aile hekimi telefonla aramış, ertesi sabah kusmanın başlamasıyla çocuk yeniden hastaneye getirilmiş ve akut batın tanısıyla üst merkeze sevk edilmiştir. Çocuk sevk sırasında kötüleşmiş ve daha sonra hayatını kaybetmiştir.
Adli Tıp Kurumu;
- sistem muayeneleri ve vital bulgulara ilişkin yeterli kayıt bulunmamasını,
- kan alınamadığı için gerekli laboratuvar tetkiklerinin tamamlanmamasını,
- daha önce kesin tanısı konulamamış ciddi bir hastalık öyküsü bulunan bebeğin çocuk hastalıkları uzmanına konsülte edilmeden taburcu edilmesini tıbben uygun bulmamıştır.
Ancak aynı raporda, zamanında uygun tanı konularak tedavi başlansa dahi bebeğin kurtulmasının kesin olmadığı belirtilmiştir.
Yargıtay burada doğrudan mahkûmiyet veya beraat sonucuna gitmemiştir.
Çocuğun doğumundan itibaren tedavi gördüğü sağlık kuruluşlarındaki bütün kayıtların ve yurt dışına gönderilen tetkik sonuçlarının dosyaya getirtilmesini; ardından dosyanın Adli Tıp Üst Kuruluna gönderilerek zamanında tanı ve tedavi yapılması halinde çocuğun kurtulup kurtulamayacağının ve sanığın kusuru ile ölüm arasında nedensellik bağı bulunup bulunmadığının yeniden değerlendirilmesini istemiştir.
Bu inceleme yapılmadan verilen mahkûmiyet kararı eksik inceleme nedeniyle bozulmuştur.
2024 tarihli bu karar, çocuk malpraktis ceza davalarında savunma açısından son derece önemlidir.
Hekimin “kusurlu” olduğunu belirten bilirkişi raporu varsa dahi illiyet bağı hakkında yeterli ve bilimsel değerlendirme yapılmadan mahkûmiyet kurulamaz.
Çocuk Konsültasyonunun Gecikmesi Her Zaman Diğer Branş Hekiminin Kusuru mudur?
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2021/8408 Sayılı Kararı
Bu dosyada sanıklar çocuk doktoru değil, genel cerrahi uzmanlarıdır.
15 aylık çocuk sıcak su yanığı nedeniyle yanık merkezinde takip edilmektedir. Çocuğun solunum sıkıntısının artması üzerine pediatri doktorlarına ulaşılmaya çalışılmış; konsültasyon sürecinde çeşitli gecikmeler yaşanmıştır.
Soruşturma aşamasındaki bazı bilirkişi değerlendirmelerinde;
- çocuk hastalıkları uzmanının daha erken değerlendirme yapması gerektiği,
- antibiyotik tedavisinin geciktiği,
- solunum yetmezliği açısından yakın takip eksikliği bulunduğu,
- anestezi uzmanının daha erken devreye girmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Buna karşılık Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulu, sanıkların gerçekleştirdiği tıbbi işlemleri tıp kurallarına uygun bulmuş ve hekimlere kusur yüklememiştir.
Yargıtay da dosya kapsamına uygun bulduğu bu rapora dayanarak genel cerrahi uzmanları hakkında verilen beraat kararlarını onamıştır.
Bu karar şu bakımdan önemlidir:
Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanının hastayı geç değerlendirmiş olması, hastanın esas tedavisini yürüten başka branştaki doktorun otomatik olarak cezai sorumluluğunu doğurmaz.
Kimin konsültasyonu istediği, ne zaman istediği, uzmana ulaşma imkânı, hastane organizasyonu, hekimin kendi uzmanlık alanında yaptığı müdahaleler ve gecikmenin tıbbi sonuca etkisi ayrı ayrı incelenmelidir.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Malpraktis Davalarında İlliyet Bağı Neden Önemlidir?
İncelenen kararların en belirgin ortak noktası illiyet bağıdır.
Bir Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanınıntıp kurallarına aykırı davrandığının ortaya konulması, taksirle öldürme suçundan mahkûm edilmesi için tek başına yeterli değildir.
Mahkeme ayrıca; hekimin tıbbi standarda uygun davranması halinde ölüm sonucunun önlenip önlenemeyeceğini araştırmalıdır.
Bu nedenle bilirkişi raporlarındaki ifadeler büyük önem taşır.
Örneğin; “Uygun tedavi yapılsa da hastanın kurtulması kesin değildir.” ile “Uygun tedavi yapılması halinde hastanın kurtulma ihtimali yüksektir.” ifadeleri aynı anlama gelmez.
Yargıtay 2017/4287 sayılı kararında uygun tedavide bebeğin kurtulma ihtimalinin yüksek olduğunun belirtilmesini çocuk doktorunun taksirle öldürmeden sorumluluğu yönünden dikkate alırken; başka birçok kararında kurtulmanın kesin olmadığının belirtilmesi nedeniyle TCK m.85 bakımından illiyet bağını yeterli görmemiştir.
Dolayısıyla malpraktis dosyasında bilirkişi heyetinden yalnızca “Hekim kusurlu mudur?” şeklinde görüş alınması yeterli olmayabilir.
Raporun şu soruya da cevap vermesi gerekir:
“Belirlenen tıbbi eksiklik ile meydana gelen ölüm veya yaralanma arasında bilimsel olarak nedensellik bağı bulunmakta mıdır?”
Çocuk Hastalarda Yatış ve Taburculuk Kararının Önemi
İncelediğimiz Yargıtay kararlarının önemli bir bölümünde tartışma çocuk hastanın taburcu edilmesi üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Özellikle;
- yenidoğanlar,
- süt çocukları,
- solunum sıkıntısı bulunan çocuklar,
- devam eden yüksek ateşi bulunan hastalar,
- daha önce antibiyotik kullanmasına rağmen klinik tablosu düzelmeyen çocuklar,
- ciddi metabolik hastalık şüphesi bulunan hastalar,
- prematüre bebekler bakımından taburculuk kararının dayanaklarının tıbbi dosyada açıkça gösterilmesi önemlidir.
Hastanın gözlem süresi, gözlem sırasındaki klinik seyri ve taburculuk anındaki vital bulgular kayıt altına alınmalıdır.
Çünkü ceza soruşturması çoğu zaman olaydan yıllar sonra sonuçlanmakta ve hekimin “hasta stabildi” şeklindeki savunmasının karşısına tıbbi kayıtlar çıkmaktadır.
Kayıt yokluğu her durumda hekim kusuru anlamına gelmese de savunmayı önemli ölçüde güçleştirebilir.
Pediatri Malpraktis Davalarında Konsültasyonun Önemi
Bir hekimin kendi uzmanlık alanı dışında kalan bir konuda uzman görüşüne ihtiyaç duyması olağandır.
Ceza hukuku bakımından esas mesele, somut şartlarda konsültasyon ihtiyacının öngörülebilir hale gelip gelmediğidir.
Örneğin Yargıtay kararlarında;
- uzun süredir antibiyotik kullanmasına rağmen düzelmeyen yüksek ateşli çocuk,
- gerekli tetkikleri tamamlanamayan ve önceden ciddi hastalık öyküsü bulunan bebek,
- solunum sıkıntısı gösteren çocuk,
- ağır yanık nedeniyle takip edilen küçük çocuk gibi vakalarda pediatri konsültasyonunun gerekliliği tartışılmıştır.
Ancak konsültasyon istememek veya konsültasyonun geç yapılması tek başına taksirle öldürme mahkûmiyeti için yeterli değildir.
Gecikmeyle ölüm arasındaki bağlantının da ortaya konulması gerekir.
Çocuk Malpraktis Davalarında Tıbbi Kayıtların Önemi
Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanları açısından ceza soruşturmasında en önemli delillerden biri hasta dosyasıdır.
Özellikle şu kayıtların bulunması önem taşır:
- hastanın başvuru şikâyeti ve ayrıntılı anamnezi,
- daha önce kullanılan ilaçlar,
- bilinen hastalıklar,
- ateş, nabız, solunum sayısı, tansiyon ve oksijen satürasyonu,
- genel durum değerlendirmesi,
- yapılan sistem muayeneleri,
- laboratuvar sonuçları,
- radyolojik tetkikler,
- gözlem süresindeki değişiklikler,
- konsültasyon talebinin zamanı,
- konsültan hekimin önerileri,
- yatış veya taburculuk kararının gerekçeleri,
- sevk kararı ve sevkin zamanı.
Yargıtay kararlarında vital bulguların ve muayene bulgularının kaydedilmemesi açık biçimde tıbbi eksiklik olarak değerlendirilebilmektedir.
Bu nedenle tıbbi kayıt yalnızca hastanın tedavisi bakımından değil, ileride ortaya çıkabilecek ceza soruşturmasında hekimin yaptığı işlemleri gösterebilmesi bakımından da son derece önemlidir.
Bilirkişi Raporları Arasında Çelişki Varsa Ne Olur?
Çocuk malpraktis dosyalarında farklı bilirkişi heyetleri farklı değerlendirmelerde bulunabilir.
Bir rapor hekimi kusurlu bulurken diğer rapor tıbbi uygulamaları uygun görebilir.
Özellikle;
- ölüm sebebi,
- tıbbi müdahalenin yeterliliği,
- hastanın kurtulma ihtimali,
- konsültasyon gerekip gerekmediği,
- sevkin zamanlaması,
- hekimin ihmali ile ölüm arasındaki illiyet bağı konularında çelişkiler ortaya çıkabilmektedir.
Bu tür bir durumda mahkeme yalnızca mahkûmiyete elverişli olan raporu seçerek karar vermemelidir.
Çelişkinin tıbbi açıdan giderilmesi gerekebilir.
Yargıtay 2024/3396 sayılı kararında da önceki tüm tıbbi belgelerin getirtilmesini ve dosyanın Adli Tıp Üst Kuruluna gönderilerek özellikle nedensellik bağının yeniden incelenmesini istemiştir.
Dolayısıyla doktor hakkında yürütülen ceza soruşturmasında bilirkişi raporuna itiraz edilirken yalnızca “kusur yoktur” denilmesi yerine raporun;
- hangi tıbbi belgeyi değerlendirmediği,
- hangi bulguyu yanlış yorumladığı,
- alternatif ölüm nedenlerini inceleyip incelemediği,
- illiyet bağı konusunda bilimsel açıklama yapıp yapmadığı,
- olay tarihindeki tıbbi standartları dikkate alıp almadığı somut biçimde tartışılmalıdır.
Çocuk Doktorunun Ceza Sorumluluğunda Komplikasyon ve Malpraktis Ayrımı
Tedavinin olumsuz sonuçlanması tek başına malpraktis değildir.
Özellikle prematürite, ağır enfeksiyonlar, yenidoğan solunum sıkıntısı, konjenital kalp hastalıkları ve metabolik hastalıklar gibi bazı tablolar tıbben doğru müdahaleye rağmen ağır sonuçlara yol açabilir.
Yargıtay 2020/1334 sayılı kararında 12 yaşındaki bir çocuğun baş ağrısı ve baygınlık şikâyetiyle hastaneye getirilmesi üzerine çocuk hastalıkları uzmanının zehir danışma merkeziyle görüşmesi, tedaviye başlaması ve üst merkeze sevk için girişimde bulunması tıp kurallarına uygun kabul edilmiştir. Çocuğun daha sonra beyin kanaması nedeniyle hayatını kaybettiği olayda çocuk doktoruna kusur yüklenmemiş ve beraat kararı onanmıştır.
Bu nedenle ceza yargılamasının temel sorusu kötü sonucun meydana gelip gelmediği değil, hekimin olay tarihinde kendisinden beklenebilecek tıbbi standarda uygun davranıp davranmadığıdır.
Hastanenin İmkânlarının Yetersizliği Halinde Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Uzmanı Ne Yapmalıdır?
Yargıtay kararlarında hastanenin teknik imkânlarının yetersizliği de önem taşımaktadır.
Özellikle;
- yenidoğan yoğun bakımın yeterli seviyede olmaması,
- gerekli branş uzmanının bulunmaması,
- üçüncü basamak yoğun bakım gereksinimi,
- pnömotoraks gibi acil müdahale gerektiren komplikasyonlar,
- çocuk cerrahisi ihtiyacı ortaya çıktığında hastanın uygun merkeze sevki gündeme gelmektedir.
Hekimin kendi sağlık kuruluşunda bulunmayan imkânlardan dolayı tek başına sorumlu tutulması doğru değildir.
Ancak mevcut imkânların yetersizliğinin anlaşılmasına rağmen yüksek riskli çocuğun uzun süre aynı merkezde takip edilmesi ve zamanında üst merkeze sevk edilmemesi ceza sorumluluğu tartışmasına yol açabilir.
Nitekim Yargıtay kararlarında yoğun bakım imkânının yetersiz olduğu hastanede yenidoğanın takip edilmeye devam edilmesi ve gerekli uzmanlığın bulunduğu merkeze zamanında sevk edilmemesi önemli bir kusur sebebi olarak değerlendirilmiştir.
Çocuk Sağlığı Malpraktis Davalarında Doktor Savunması Nasıl Yapılmalıdır?
Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanıveya çocuğun tedavisine katılan başka bir hekim hakkında malpraktis nedeniyle ceza soruşturması başladığında savunmanın yalnızca “tıbbi hata yapmadım” şeklinde kurulması çoğu dosyada yeterli olmayacaktır.
Savunmada olayın kronolojisi dakika veya saat bazında ortaya konulmalıdır.
Hastanın başvuru anındaki durumu, yapılan muayene, istenen tetkikler, tedaviye verilen yanıt, takip süresi, konsültasyonlar, sevk girişimleri ve daha sonraki sağlık kuruluşlarında yapılan işlemler birlikte değerlendirilmelidir.
Özellikle şu üç sorunun birbirinden ayrılması gerekir:
1. Hekimin tıbbi uygulamasında gerçekten bir eksiklik var mı?
2. Eksiklik varsa bu eksiklik ceza hukuku bakımından hekime yüklenebilir mi?
3. Hekimin eylemi ile ölüm veya yaralanma arasında cezai sorumluluğa yeterli nedensellik bağı var mı?
Yargıtay kararları üçüncü sorunun çoğu malpraktis dosyasında belirleyici olduğunu göstermektedir.
Hekimin tıbben kusurlu görülmesi ile hastanın ölümünden ceza hukuku bakımından sorumlu tutulması aynı şey değildir.
Çocuk Malpraktis Davasında Taksirle Öldürme mi Görevi İhmal mi?
Özellikle kamu hastanesinde görev yapan doktorlar bakımından bu ayrım sıklıkla gündeme gelmektedir.
Hekimin davranışı ölüm sonucuna nedensel olarak bağlanabiliyorsa TCK m.85 kapsamında taksirle öldürme tartışılabilir.
Buna karşılık tıbbi bir ihmal bulunmakla birlikte ölümle bu ihmal arasında yeterli nedensellik bağı kurulamıyorsa, şartları varsa TCK m.257/2 gündeme gelebilir.
İncelediğimiz;
- Yargıtay 12. CD 2013/6702,
- Yargıtay 12. CD 2019/7854,
- Yargıtay 12. CD 2018/10136,
- Yargıtay 12. CD 2018/10779 ve
- Yargıtay 12. CD 2017/147 sayılı kararlarında bu ayrım belirgin biçimde görülmektedir.
Görevi ihmal suçunun unsurları ve hekimler bakımından uygulaması hakkında ayrıntılı bilgi için Doktorun Görevi İhmal Suçu başlıklı yazımıza bakılabilir.
Daha genel olarak TCK m.257 kapsamında suçun koşullarını incelemek için Görevi Kötüye Kullanma Suçu başlıklı yazımızdan yararlanılabilir.
Diğer Malpraktis Davaları
Tıbbi ceza sorumluluğu yalnızca çocuk sağlığı ve hastalıkları alanıyla sınırlı değildir. Teşhis, takip, konsültasyon, ameliyat kararı ve komplikasyon yönetimi bakımından farklı uzmanlık dallarında benzer ceza hukuku sorunları ortaya çıkabilmektedir.
Özellikle gebelik takibi, doğumun yönetimi, fetal distresin değerlendirilmesi, sezaryen kararının zamanlaması ve yenidoğanın doğum sonrasındaki durumu nedeniyle kadın hastalıkları ve doğum uzmanları hakkında da malpraktis soruşturmaları yürütülebilmektedir.
Bu konuda inceleme yapmak isteyenler Kadın Doğum Malpraktis Davaları – Güncel Yargıtay Kararları başlıklı yazımıza da bakabilir.
Çocuk sağlığı, kadın doğum ve diğer tıbbi uzmanlık alanlarındaki ceza dosyalarının ortak özelliği, tıbbi bilirkişi raporlarının yanında kusur, öngörülebilirlik ve illiyet bağının ceza hukuku ilkeleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesinin gerekmesidir.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Malpraktis Davalarında Yargıtay’ın Yaklaşımı
İncelediğimiz kararlar birlikte değerlendirildiğinde Yargıtay’ın yaklaşımını birkaç temel başlık altında toplamak mümkündür.
Olumsuz sonuç tek başına doktorun kusurlu olduğunu göstermez. Çocuğun ölmesi veya ağır zarar görmesi, hekimin otomatik olarak cezalandırılması için yeterli değildir.
Tıbbi kusur ile cezai nedensellik birbirinden ayrılmalıdır. Bir hekimin eksik işlem yaptığı belirlenebilir ancak bu eksiklik olmasa da ölüm gerçekleşecekse taksirle öldürme suçunun şartları ayrıca tartışılmalıdır.
Hastayı yatırmama ve erken taburculuk ciddi bir değerlendirme konusudur. Özellikle yenidoğan ve süt çocuklarında klinik bulguların ağırlığına rağmen taburculuk yapılması Yargıtay kararlarında sıkça tartışılmıştır.
Konsültasyon yükümlülüğü somut olayın şartlarına göre belirlenir. Pratisyen veya başka branştaki bir hekimin çocuk hastalıkları uzmanına danışması gereken klinik tablo mevcutsa konsültasyon istememesi kusur sayılabilir.
Tıbbi kayıtlar büyük önem taşır. Vital bulguların, muayenenin, gözlemin ve konsültasyonların kayıt altına alınmamış olması sonradan hekimin savunmasını güçleştirebilir.
Her doktorun sorumluluğu ayrı ayrı belirlenmelidir. Hastaya birden fazla hekimin müdahale ettiği durumlarda kolektif ve soyut bir kusurlandırma yapılamaz. Her sanığın hastanın tedavisindeki rolü ve hangi yükümlülüğü ihlal ettiği ayrı değerlendirilmelidir.
Bilirkişi raporu mahkûmiyetin otomatik dayanağı değildir. Özellikle ölüm nedeni veya illiyet bağı konusunda eksik ya da çelişkili rapor varsa ek inceleme yapılmalıdır.
Sık Sorulan Sorular
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı yanlış teşhis koyarsa ceza alır mı?
Her yanlış teşhis ceza sorumluluğu doğurmaz. Hastanın şikâyetleri, mevcut tıbbi bulgular, yapılması gereken tetkikler ve olay tarihinde makul bir çocuk doktorundan beklenen tıbbi standart değerlendirilir. Teşhis hatasının kusurlu olduğu ve zarar ile arasında nedensellik bulunduğu ortaya konulmalıdır.
Çocuğun hastaneye yatırılmaması malpraktis midir?
Her olayda değil. Ancak çocuğun yaşı, vital bulguları, genel durumu, eşlik eden hastalıkları ve klinik riskleri hastaneye yatışı gerekli kıldığı halde taburcu edilmesi kusur olarak değerlendirilebilir. Yargıtay kararlarında bu durum birçok kez tartışılmıştır.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanına konsültasyon yapılmaması suç mudur?
Tek başına konsültasyon yapılmaması bağımsız bir suç değildir. Ancak klinik tablo çocuk hastalıkları uzmanının değerlendirmesini gerektiriyorsa ve konsültasyon istenmemesi tıbbi standarda aykırıysa hekimin kusuru gündeme gelebilir. Ceza sorumluluğu için meydana gelen sonuçla bu ihmal arasındaki illiyet bağı da değerlendirilmelidir.
Bilirkişi doktoru kusurlu bulursa mutlaka ceza verilir mi?
Hayır. Bilirkişi raporu önemli olmakla birlikte mahkeme ceza hukukuna ilişkin hukuki değerlendirmeyi kendisi yapmak zorundadır. Özellikle kusur ile ölüm veya yaralanma arasındaki nedensellik ayrıca incelenmelidir.
Hasta uygun tedavi yapılsa da ölebilecekse doktor sorumlu olur mu?
Bu konuda tek bir cevap yoktur. Yargıtay kararlarında bazı olaylarda kurtulmanın kesin olmadığının belirtilmesi ölümle hekim davranışı arasındaki illiyet bağının kurulamamasına neden olurken, bazı dosyalarda uygun tedaviyle kurtulma ihtimalinin yüksek olması ve somut tıbbi bulgular dikkate alınarak taksirle öldürme sorumluluğu kabul edilmiştir.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanının hastayı bizzat görmeden telefonla talimat vermesi yeterli midir?
Hastanın klinik durumuna göre değişir. Ağır ve acil bir pediatrik tabloda uzman konsültasyonu istenmiş olmasına rağmen hastanın bizzat görülmemesi Yargıtay kararlarında hekimin kusuru olarak değerlendirilebilmiştir.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Malpraktis Davalarında Sağlık Hukuku Avukatının Rolü
Çocuk sağlığı ve hastalıkları malpraktis davaları, tıp ve ceza hukukunun birlikte değerlendirilmesini gerektiren teknik dosyalardır.
Özellikle yenidoğan ve küçük çocuklarda hastalıkların hızlı ilerleyebilmesi nedeniyle kötü sonucun meydana gelmesi tek başına doktorun hatasını göstermediği gibi, tıbbi bir eksikliğin bulunması da tek başına taksirle öldürme suçunun oluştuğu anlamına gelmez.
Yargıtay kararları incelendiğinde; yanlış veya gecikmiş teşhis, hastanın yatırılmaması, erken taburcu edilmesi, takip ve kayıt eksikliği, konsültasyon yapılmaması, radyolojik bulguların değerlendirilememesi ve üst merkeze sevkin gecikmesi çocuk malpraktis ceza davalarında öne çıkan başlıca tartışma alanlarıdır.
Bununla birlikte bütün bu dosyalarda belirleyici olan nokta yalnızca “hekimin hata yapıp yapmadığı” değildir.
Asıl değerlendirilmesi gereken; hekimin yükümlülüğünün ne olduğu, bu yükümlülüğün ihlal edilip edilmediği ve belirlenen ihmal ile çocuğun ölümü veya yaralanması arasında ceza hukuku anlamında nedensellik bağının bulunup bulunmadığıdır.
Bu nedenle Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı hakkında yürütülen bir malpraktis soruşturmasında hasta dosyasının tamamının, laboratuvar ve görüntüleme kayıtlarının, vital bulguların, konsültasyonların, sevk belgelerinin ve sonraki sağlık kuruluşlarındaki tedavi kayıtlarının birlikte incelenmesi gerekir.
Özellikle taksirle öldürme suçlamasının bulunduğu dosyalarda bilirkişi raporunun yalnızca kusuru değil, “hekimin tıbbi standarda uygun davranması halinde sonucun önlenip önlenemeyeceğini” de bilimsel gerekçeleriyle açıklaması ceza sorumluluğunun doğru belirlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Sağlık Hukuku ile Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Malpraktis Davaları konusunda hukuki problemlerinizde Sağlık Hukuku Avukatı Harun Karadağ ile iletişime geçebilirsiniz.


