Uyuşturucu Ticareti Beraat Gerekçeleri ve Yargıtay Kararları

Av. Harun Karadağ

Uyuşturucu ticareti beraat gerekçeleri, sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığına ilişkin suçlamanın neden ispatlanamadığını veya hangi hukuki sebeplerle mahkûmiyet kararı verilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Yargıtay kararları incelendiğinde, özellikle uyuşturucu maddenin sanıkla ilişkilendirilememesi, telefon görüşmelerinin maddi delillerle desteklenmemesi, suç ortaklığının kanıtlanamaması ve hukuka aykırı arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınması gibi konuların beraat açısından önem taşıdığı görülmektedir.

Uyuşturucu madde ticareti, Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesinde düzenlenen ve ağır hapis cezaları öngören bir suçtur. Ancak suç için öngörülen cezanın ağırlığı, mahkûmiyet bakımından aranan ispat şartlarını değiştirmez. Diğer ceza davalarında olduğu gibi uyuşturucu ticareti davalarında da mahkûmiyet kararı, hukuka uygun şekilde elde edilmiş ve sanığın suçluluğunu her türlü makul şüpheden uzak biçimde ortaya koyan delillere dayanmalıdır.

Bu nedenle uyuşturucu madde ele geçirilmesi, sanığın başka bir uyuşturucu şüphelisiyle görüşmesi veya olay yerinde bulunması her durumda ticaret suçundan mahkûmiyet verilmesini gerektirmez.

Nitekim Yargıtay’ın çeşitli kararlarında, ilk derece mahkemelerince uyuşturucu ticareti suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri, sanığın suçu işlediğini gösteren yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.

Bu makalede uyuşturucu ticaretinden beraat kararlarına dayanak oluşturan hukuki nedenler, somut olaylar ve Yargıtay içtihatları çerçevesinde incelenecektir.

Uyuşturucu ticareti suçlamasına karşı savunmanın hazırlanması ve dosyadaki delillerin değerlendirilmesiyle ilgili ayrıntılı açıklamalara ise Uyuşturucu Ticaretinden Nasıl Beraat Edilir? başlıklı makalemizden ulaşabilirsiniz.

Uyuşturucu Ticareti Suçunda Beraat Kararı Hangi Gerekçelerle Verilir?

Uyuşturucu ticareti suçundan beraat kararı verilmesinin hukuki dayanakları, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinde düzenlenmiştir.

CMK’nın 223/2. maddesi uyarınca beraat kararı farklı nedenlere dayanabilir. Uyuşturucu ticareti davalarında özellikle şu üç hüküm önem taşımaktadır:

  • CMK 223/2-b: Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması.
  • CMK 223/2-c: Yüklenen suç açısından failin kastının bulunmaması.
  • CMK 223/2-e: Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması.

CMK 223/2 kapsamında başka beraat sebepleri de bulunmakla birlikte, uyuşturucu ticareti yargılamalarında uygulamada en sık karşılaşılan mesele, suçun sanık tarafından işlendiğinin ispatlanıp ispatlanamadığıdır.

Örneğin uyuşturucu madde ticareti yaptığı ileri sürülen kişinin, ele geçirilen uyuşturucuyla hiçbir bağlantısının bulunmadığı kesin olarak ortaya konulabilir. Böyle bir durumda suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması nedeniyle beraat gündeme gelir.

Buna karşılık sanığın uyuşturucu ticareti yapmış olma ihtimali tamamen ortadan kaldırılamasa bile mevcut deliller mahkûmiyet için yeterli olmayabilir. Bu durumda CMK 223/2-e kapsamında beraat kararı verilmesi gerekir.

Burada önemli olan, sanığın suçsuzluğunu ispatlamak zorunda olmamasıdır. Ceza yargılamasında sanığın suçlu olduğunu kanıtlama yükümlülüğü iddia makamındadır.

Yargıtay’ın uyuşturucu ticareti beraat kararlarında da bu temel ilkenin uygulamalarına sıklıkla rastlanmaktadır.

1. Ele Geçirilen Uyuşturucuyla Sanık Arasında Bağlantı Kurulamaması

Uyuşturucu madde ticareti suçundan mahkûmiyet kararı verilebilmesi için uyuşturucunun ele geçirilmiş olması her zaman yeterli değildir. Ele geçirilen madde ile hakkında suçlama yöneltilen kişi arasında hukuken anlamlı ve ispatlanabilir bir bağlantı bulunmalıdır.

Özellikle birden fazla kişinin bulunduğu evlerde, araçlarda veya işyerlerinde ele geçirilen uyuşturucu maddeler bakımından bu konu önem kazanmaktadır.

Uyuşturucunun bulunduğu yerde bulunan herkesin söz konusu madde üzerinde hâkimiyet kurduğu ya da uyuşturucu ticaretine katıldığı kabul edilemez.

Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2020/2856 Sayılı Kararı

Yargıtay’ın incelediği olayda, sanığın üzerinde ve evinde uyuşturucu madde ele geçirilememiştir. Bununla birlikte başka bir kişi üzerinde uyuşturucu bulunması nedeniyle sanık hakkında suçlama yöneltilmiştir.

Yargıtay, başka kişide ele geçirilen uyuşturucunun sanıkla bağlantılı olduğunu gösteren, savunmasının aksini ortaya koyan kesin ve yeterli delillerin bulunmadığına dikkat çekmiştir.

Bu nedenle sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmü bozulmuştur.

Kararın hukuki önemi: Bir kişinin başka bir şahısla bağlantısının bulunması, o şahısta ele geçirilen uyuşturucudan da sorumlu tutulması için tek başına yeterli değildir.

Mahkemenin uyuşturucu üzerindeki fiilî hâkimiyeti, sanığın maddeyle ilişkisini ve kendisine isnat edilen davranışı ayrı ayrı değerlendirmesi gerekir.

Bu durum özellikle uyuşturucunun ortak kullanılan alanlarda ele geçirildiği davalarda önem taşımaktadır.

2. Telefon Görüşmelerinin Uyuşturucu Ticaretini Kanıtlamaya Yeterli Olmaması

Uyuşturucu ticareti davalarında telefon görüşmeleri ve iletişimin tespiti tutanakları önemli deliller arasında bulunmaktadır. Ancak telefon görüşmesinin delil değerinin belirlenebilmesi için konuşmaların içeriği ve somut olayla bağlantısı değerlendirilmelidir.

Telefon konuşmalarında kullanılan bazı ifadelerin uyuşturucu ticaretine ilişkin olabileceği düşünülse bile, bu yorumun olayın diğer delilleriyle desteklenmesi gerekir.

Özellikle konuşmaların farklı anlamlara gelebilmesi, uyuşturucu alışverişinin gözlemlenmemesi ve maddi bulguların suçlamayı doğrulamaması durumunda beraat gündeme gelebilir.

Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 2015/9722 E., 2017/3733 K. Sayılı Kararı

Yargıtay’ın 12.06.2017 tarihli kararında, uyuşturucu maddenin sanık tarafından temin edildiği iddiası incelenmiştir.

Dosyada bulunan telefon görüşmelerinin, sanığın uyuşturucu temin ettiğini gösteren yeterli maddi bulgularla desteklenmediği değerlendirilmiştir.

Yargıtay, sanığın savunmasının aksini kanıtlayan ve şüpheyi ortadan kaldıran deliller bulunmadığından mahkûmiyet kararını hukuka aykırı bularak bozmuştur.

Bu karar, telefon konuşmalarına dayanılarak yapılan değerlendirmelerin somut olayın diğer delilleriyle uyumlu olması gerektiğini göstermektedir.

Örneğin iki kişinin telefonda buluşmak üzere konuşmuş olması, başka delillerle desteklenmedikçe aralarında uyuşturucu alışverişi gerçekleştiğini kesin olarak ortaya koymaz.

Buna karşılık açıkça uyuşturucu satışına ilişkin konuşmaların, fiziki takip, kamera kaydı veya başka maddi bulgularla doğrulanması hâlinde farklı bir sonuca ulaşılması mümkündür.

Dolayısıyla Yargıtay içtihatlarından, telefon görüşmelerinin hiçbir zaman delil kabul edilmeyeceği sonucu çıkarılamaz.

Asıl mesele, telefon görüşmesinin sanığa yüklenen uyuşturucu ticareti fiilini ispat etmeye yeterli olup olmadığıdır.

3. HTS Kayıtları Dışında Uyuşturucu Ticaretini Gösteren Delil Bulunmaması

Uyuşturucu ticareti beraat gerekçeleri arasında HTS kayıtlarının ispat gücü de önemli bir yer tutmaktadır.

HTS kayıtları, kural olarak belirli telefon hatları arasındaki iletişim trafiğine ilişkin bilgiler içermektedir. Ancak yalnızca arama ve aranma kayıtlarından görüşmelerin içeriği anlaşılamaz.

Dolayısıyla bir kişinin uyuşturucu ticareti yaptığı iddia edilen başka bir kişiyle telefon görüşmesi gerçekleştirmesi, tek başına uyuşturucu ticaretine iştirak ettiğini göstermez.

Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 2019/3559 Sayılı Kararı

Karara konu olayda, alınan istihbari bilgi üzerine uyuşturucu taşındığı değerlendirilen kişilerin bulunduğu otobüs takip edilmiş ve net 609 gram esrar ele geçirilmiştir.

Ancak hakkında uyuşturucu ticaretine iştirak ettiği iddiasıyla mahkûmiyet kurulan sanıklardan biri olay yerinde bulunmamaktadır.

Bu sanığın diğer sanıklarla bağlantısı bakımından dosyada içeriği belirlenemeyen HTS kayıtları bulunmaktadır.

Yargıtay, sanığın uyuşturucu ticaretine katıldığını ortaya koyan başka kesin ve yeterli delil bulunmaması nedeniyle mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.

Kararın hukuki önemi: Diğer sanıklardan uyuşturucu ele geçirilmiş olması, bu sanıklarla telefonla görüştüğü tespit edilen başka kişilerin de otomatik olarak suçlu kabul edilmesine neden olamaz.

Sanığın uyuşturucu temini, nakli, satışı veya başka bir suç fiiline katıldığı somut delillerle ortaya konulmalıdır.

4. Diğer Sanıkların Soyut Beyanlarıyla Mahkûmiyet Kurulması

Uyuşturucu ticareti davalarında bazı sanıkların suçlamaları kabul ederek başka kişilerin de uyuşturucu ticaretine katıldığını ileri sürdüğü görülmektedir.

Ancak bir kişinin başka bir sanığı suçlaması, o kişinin mutlaka suçlu olduğunu göstermez.

Beyanın hangi koşullarda verildiği, kendi içinde tutarlı olup olmadığı ve dosyadaki diğer delillerle doğrulanıp doğrulanmadığı araştırılmalıdır.

Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 2016/2873 Sayılı Kararı

Yargıtay’ın incelediği dosyada, sanığın uyuşturucu ticaretine iştirak ettiği iddiasının temelinde başka bir kişinin beyanı bulunmaktadır.

Ancak söz konusu anlatımın dışında, sanığın suça katıldığını ortaya koyan ve savunmasının aksini kanıtlayan yeterli delil bulunmamaktadır.

Yargıtay, yalnızca bu soyut beyana dayanılarak mahkûmiyet kurulmasını hukuka aykırı bulmuştur.

Bu kararın ortaya koyduğu önemli husus, bir sanığın başka bir sanık hakkında suçlayıcı beyanda bulunmasının kendi başına mahkûmiyeti zorunlu kılmamasıdır.

Öte yandan ceza muhakemesinde tanık veya sanık beyanlarının her durumda başka bir maddi delille desteklenmesi gerektiği şeklinde genel bir kanun kuralı da bulunmamaktadır.

Beyanın güvenilirliği, elde ediliş koşulları ve dosyanın bütünü dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

5. Uyuşturucu Ticaretine İştirak Edildiğinin İspatlanamaması

Birden fazla sanığın bulunduğu uyuşturucu ticareti dosyalarında, her sanığın hangi davranışla suça katıldığının belirlenmesi gerekir.

Uyuşturucu ticareti yapan kişiyle arkadaş olmak, aynı ortamda bulunmak veya kendisiyle telefon görüşmesi gerçekleştirmek tek başına müşterek faillik veya yardım etme sorumluluğu doğurmaz.

Türk Ceza Kanunu’nun iştirak hükümlerinin uygulanabilmesi için kişinin suçun işlenmesine yönelik somut katkısının ortaya konulması gerekir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2016/7771 Sayılı Kararı

İncelenen olayda, diğer sanıklardan uyuşturucu maddeler ele geçirilmiş olmasına rağmen bir sanıkta uyuşturucu bulunmamıştır.

Bu sanığın diğer kişilerle birlikte uyuşturucu ticareti yaptığına ilişkin iddia, esas itibarıyla muhbir görüşme tutanağına dayanmaktadır.

Yargıtay, sanığın ele geçirilen uyuşturucuyla ilgisini veya diğer kişilerin suçuna iştirakini kanıtlayan yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle mahkûmiyet kararını bozmuştur.

Bu karar bakımından dikkat edilmesi gereken husus, toplu şekilde yürütülen bir uyuşturucu soruşturmasında her sanığın ceza sorumluluğunun ayrı ayrı belirlenmesi gerektiğidir.

Bir dosyada bazı sanıkların mahkûm edilmesi, diğer sanıkların da aynı suçtan cezalandırılmasını zorunlu kılmaz.

Mahkeme, her sanık yönünden suçun maddi ve manevi unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmelidir.

6. Maddi Bulgularla Desteklenmeyen Telefon Konuşmaları Nedeniyle Beraat

Uyuşturucu ticareti davalarında kimi zaman telefon konuşmalarının içeriği uyuşturucu ticaretiyle ilişkilendirilmekte, ancak olayın maddi bulguları bu değerlendirmeyi doğrulamamaktadır.

Böyle durumlarda telefon konuşmalarına yüklenen anlam ile dosyada kanıtlanabilen olaylar arasındaki ilişki önem taşımaktadır.

Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2016/1653 E., 2016/3005 K. Sayılı Kararı

18.10.2016 tarihli kararda Yargıtay, birden fazla sanığın bulunduğu uyuşturucu ticareti dosyasını incelemiştir.

Sanıklardan biri bakımından, diğer sanıklarda ele geçirilen uyuşturucuyla bağlantısının bulunduğunu veya onların suçuna katıldığını gösteren yeterli maddi delil bulunmadığı değerlendirilmiştir.

Bu sanık hakkında mevcut olan telefon görüşmelerinin de somut olay ve maddi bulgularla örtüşmemesi nedeniyle mahkûmiyetin isabetsiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Yargıtay, ilgili sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.

Kararın önemli bir yönü, aynı dosyada farklı sanıklar bakımından farklı hukuki sonuçlara ulaşılabilmesidir.

Nitekim bir sanık hakkındaki telefon kayıtlarının yetersiz görülmesi, dosyadaki diğer sanıklar yönünden bütün iletişim kayıtlarının delil değerini ortadan kaldırmamaktadır.

Böylece uyuşturucu ticareti suçunda beraat gerekçesinin, yalnızca delilin türüne değil, o delilin hangi sanığın hangi eylemini ispatladığına bağlı olduğu anlaşılmaktadır.

7. Ele Geçirilen Uyuşturucunun Ticaret Değil Kullanma Amacıyla Bulundurulması

Uyuşturucu ticareti suçundan mahkûmiyet kararının bozulmasına neden olabilen bir diğer husus, ele geçirilen uyuşturucunun hangi amaçla bulundurulduğunun yeterince araştırılmamasıdır.

Uyuşturucu maddenin ticaret amacıyla mı, yoksa kişisel kullanım amacıyla mı bulundurulduğu, TCK 188 ile TCK 191 arasındaki ayrımı belirlemektedir.

Bu ayrım yapılırken yalnızca uyuşturucunun miktarı değil, dosyanın bütün özellikleri dikkate alınmalıdır.

Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 2017/3284 Sayılı Kararı

Karara konu olayda, uyuşturucu ticareti yapıldığı yönünde bilgi alınan bir adreste arama gerçekleştirilmiştir.

Arama sırasında sanık, dam kısmındaki bir odada ve önünde net 169 gram esrar bulunan bir durumda tespit edilmiştir.

Sanığın uyuşturucu kullandığı da kan ve idrar incelemesiyle belirlenmiştir.

Sanık, söz konusu yerde uyuşturucu kullanmak amacıyla bulunduğunu savunmuştur.

Yargıtay, sanığın uyuşturucu ticaretine katıldığını ortaya koyan ve savunmasını çürüten kesin ve yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle uyuşturucu ticaretinden mahkûmiyet kurulmasını hukuka aykırı bulmuştur.

Kararın hukuki önemi: Sanığın uyuşturucu bulunan bir ortamda bulunması, hatta uyuşturucu kullanıcısı olduğunun tespit edilmesi, ticaret suçuna katıldığını tek başına kanıtlamaz.

Bununla birlikte uyuşturucu kullanıcısı olmak, uyuşturucu ticareti suçunu işleme ihtimalini hukuken ortadan kaldırmamaktadır. Kullanıcı olan bir kişi aynı zamanda ticaret suçunu da işleyebilir.

Bu nedenle her iki ihtimalin somut delillerle değerlendirilmesi gerekir.

Uyuşturucu miktarının ve kişisel kullanım kriterlerinin hukuki değerlendirmedeki rolü hakkında Uyuşturucu Kullanım Sınırı Ne Kadardır? başlıklı yazımızda ayrıntılı açıklamalar bulunmaktadır.

8. Metamfetaminin Ticaret Amacıyla Bulundurulduğunun İspatlanamaması

Metamfetamin suçlamalarında beraat bakımından en önemli konulardan biri, uyuşturucunun bulundurulma amacıdır.

Metamfetaminin ele geçirilmesi, sanığın mutlaka uyuşturucu ticareti yaptığı anlamına gelmez. Bununla birlikte maddenin miktarı, paketlenmesi ve diğer deliller ticaret suçunun ispatında dikkate alınabilir.

Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2020/15691 E., 2020/9450 K. Sayılı Kararı

Yargıtay’ın 22.12.2020 tarihli kararında, sanığa ait ticari takside yapılan aramada uyuşturucu maddeler ele geçirilmesi olayı değerlendirilmiştir.

Araçtaki kişilerden birinin üzerinde üç ayrı poşet içerisinde toplam net 11,172 gram metamfetamin bulunmuştur. Ayrıca aracın ön kısmındaki sigara paketinde 0,88 gram metamfetamin ve başka uyuşturucu maddeler ele geçirilmiştir.

Dosyada telefon görüşmeleri ve kişilerin araca binip inmelerine ilişkin tespitler bulunmaktadır.

Ancak olayla ilgili kişilerin anlatımlarında uyuşturucu alışverişinin kendi aralarında gerçekleştiği belirtilmiştir.

Yargıtay, aracın sahibi olan sanığın uyuşturucu verdiğinin veya teminine aracılık ettiğinin yeterli delillerle kanıtlanamadığını değerlendirmiştir.

Ayrıca araçta ele geçirilen maddeleri kullanma amacı dışında bulundurduğunu gösteren kesin ve inandırıcı delillerin bulunmadığı belirtilmiştir.

Bu gerekçelerle uyuşturucu ticareti suçundan verilen mahkûmiyet hükmü bozulmuştur.

Karardan çıkarılabilecek sonuç: Uyuşturucu maddenin sanığa ait araçta bulunması, aracın sahibinin mutlaka uyuşturucu ticareti yaptığı anlamına gelmez.

Öte yandan bu kararda değerlendirilen metamfetamin miktarının bütün olaylar açısından kesin bir kullanım sınırı oluşturduğu da söylenemez.

Uyuşturucunun miktarı yanında sanığın eylemleri ve diğer deliller birlikte değerlendirilmelidir.

9. Hukuka Aykırı Arama Sonucunda Elde Edilen Uyuşturucunun Delil Kabul Edilememesi

Uyuşturucu ticareti beraat gerekçeleri arasında hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller ayrı bir öneme sahiptir.

Anayasa’nın 38/6. maddesine göre kanuna aykırı elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 206/2-a ve 217/2. maddeleri de hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında kullanılmasına ilişkin sınırlamaları düzenlemektedir.

Bu nedenle uyuşturucunun ele geçirilmiş olması, arama işleminin hukuka uygunluğu konusundaki incelemeyi gereksiz hâle getirmez.

Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2015/1397 E., 2016/2404 K. Sayılı Kararı

14.03.2016 tarihli karara konu olayda, sanığın bulunduğu araç durdurulmuş ve herhangi bir arama kararı bulunmaksızın yapılan aramada aracın torpido gözünde esrar ele geçirilmiştir.

Yargıtay, yapılan aramanın hukuka aykırı olduğunu değerlendirmiştir.

Hukuka aykırı arama işlemi sonucunda elde edilen maddi delillerin hükme esas alınamayacağı belirtilmiştir.

Bunun yanında dosyada bulunan diğer delillerin de sanığın uyuşturucu temin etme suçundan mahkûmiyetine yeterli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bu nedenle mahkûmiyet hükmü bozulmuştur.

Kararın üzerinde durulması gereken yönü, hukuka aykırı delil dışarıda bırakıldığında geriye kalan delillerin mahkûmiyet için yeterli olup olmadığının incelenmesidir.

Her arama işleminin mutlaka önceden verilmiş bir hâkim kararına dayanması gerektiği veya arama kararının bulunmadığı her olayda beraat kararı verileceği şeklinde bir sonuca ulaşılamaz.

Kanunun izin verdiği yazılı emir, suçüstü hâli, durdurma ve kontrol yetkileri ile işlemin hukuki niteliği somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir.

Dolayısıyla hukuka aykırı arama nedeniyle beraat, aramanın hukuka aykırılığının tespit edilmesi ve hukuka uygun diğer delillerin suçun ispatına yeterli olmaması hâlinde gündeme gelir.

Konuya ilişkin ayrıntılı açıklamalar ve farklı yargı kararları için Arama Kararı Olmadan Yapılan Aramada Uyuşturucu Bulunması başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.

10. Uyuşturucu Maddenin Ele Geçirilememesi ve Suçun İspatlanamaması

Bazı uyuşturucu ticareti soruşturmalarında uyuşturucu maddenin satıldığı veya teminine aracılık edildiği ileri sürülmesine rağmen suç konusu madde ele geçirilememektedir.

Bu durum özellikle uyuşturucu teminine aracılık edildiği iddialarında, telefon görüşmelerine dayalı soruşturmalarda ve maddi delillerin bulunmadığı olaylarda önem kazanmaktadır.

Uyuşturucu maddenin ele geçirilememesi tek başına beraat sebebi değildir. Ancak satışa veya temine konu olduğu iddia edilen maddenin gerçekten uyuşturucu olup olmadığının ispatlanamaması, suçun maddi unsurları bakımından ciddi bir sorun oluşturabilir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2016/4319 Sayılı Kararı

Kararda sanık, başkalarının uyuşturucu madde almasına aracılık ettiğini ifade etmiştir.

Bununla birlikte ne sanıkta ne de uyuşturucu temin ettiği iddia edilen diğer kişilerde uyuşturucu madde ele geçirilmiştir.

Dolayısıyla teminine aracılık edildiği ileri sürülen maddelerin gerçekten uyuşturucu veya uyarıcı madde olup olmadığı belirlenememiştir.

Yargıtay, sanığın yalnızca beyanından hareketle suçun bütün unsurlarının gerçekleştiğinin kabul edilemeyeceğini değerlendirmiş ve mahkûmiyeti hukuka aykırı bulmuştur.

Bu karar, uyuşturucu ticareti suçunda sanığın bir davranışı kabul etmesinin, söz konusu davranışın ceza kanununda tanımlanan suçu oluşturduğunun da ispatlandığı anlamına gelmediğini göstermektedir.

Suçun konusu olan maddenin niteliği ve diğer maddi unsurların gerçekleşip gerçekleşmediği ayrıca değerlendirilmelidir.

Bununla birlikte uyuşturucu maddenin ele geçirilemediği bütün olaylarda beraat kararı verilmesi zorunlu değildir.

Örneğin hukuka uygun şekilde elde edilen ve birbirini doğrulayan başka deliller, suçun maddi unsurlarını her türlü makul şüpheden uzak biçimde ortaya koyabilir.

Bu konuyla ilgili farklı içtihatlara Ele Geçirilemeyen Uyuşturucu Nedeniyle Ceza Verilir mi? başlıklı yazımızda yer verilmiştir.

Uyuşturucu Ticaretinde Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi

Uyuşturucu ticareti beraat kararlarının büyük bölümü, ceza hukukunun temel ilkelerinden biri olan şüpheden sanık yararlanır ilkesiyle yakından ilişkilidir.

Bu ilke, mahkûmiyet için gerekli ispat seviyesine ulaşılamaması hâlinde sanık hakkında beraat kararı verilmesini gerektirir.

Ancak burada söz konusu olan, dosyada herhangi bir ihtimalin veya teorik kuşkunun bulunması değildir.

Mahkemenin, toplanan ve hukuka uygun şekilde elde edilen delilleri değerlendirdikten sonra sanığın suç işlediği konusunda makul ve giderilemeyen bir şüphenin bulunup bulunmadığını belirlemesi gerekir.

Uyuşturucu ticareti yargılamalarında şüphe farklı konularda ortaya çıkabilir.

Uyuşturucunun sanığa ait olup olmadığı, sanığın uyuşturucunun varlığından haberdar bulunup bulunmadığı, uyuşturucu alışverişine katılıp katılmadığı veya ele geçirilen maddenin hangi amaçla bulundurulduğu bunlardan bazılarıdır.

Bu soruların cevaplarının varsayımlara dayanılarak belirlenmesi mümkün değildir.

Özellikle sanığın suçlu olabileceğine ilişkin güçlü bir kanaatin bulunmasıyla suçun hukuken ispatlanmış olması birbirinden farklıdır.

Nitekim yukarıda incelenen Yargıtay kararlarının ortak özelliği, mahkûmiyet kararlarının yeterli ve güvenilir delillere dayanması gerektiğinin vurgulanmasıdır.

Uyuşturucu satıcılığı suçunda delil yetersizliğinin farklı örnekleri, Uyuşturucu Satıcılığı Suçunda Delil Yetersizliği başlıklı makalemizde ayrıca değerlendirilmiştir.

Uyuşturucu Ticaretinden Beraat ile Suçun Kullanma Kapsamında Değerlendirilmesi Aynı Şey midir?

Uyuşturucu ticareti davalarında sıklıkla karıştırılan konulardan biri, TCK 188 kapsamında beraat edilmesi ile fiilin TCK 191 kapsamında değerlendirilmesidir.

Uyuşturucunun sanık tarafından bulundurulduğunun ispatlanmasına rağmen ticaret amacıyla bulundurulduğunun kanıtlanamaması mümkündür.

Böyle bir durumda uyuşturucu ticareti suçundan mahkûmiyet kurulamayabilir. Ancak sabit görülen davranışın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturup oluşturmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Örneğin sanığın üzerinde kişisel kullanım amacıyla bulundurduğu anlaşılan uyuşturucu ele geçirilmişse, bu durum kişinin hiçbir suç işlemediği anlamına gelmez.

TCK 191 kapsamında değerlendirme yapılması ve bu suça özgü soruşturma, erteleme, denetimli serbestlik veya diğer usul hükümlerinin dikkate alınması gerekebilir.

Dolayısıyla mahkeme tarafından uyuşturucu ticareti suçunun sabit görülmemesi, her olayda bütün suçlamalar yönünden beraat kararı verileceği anlamına gelmemektedir.

Bu ayrımın doğru yapılması, hem beraat kararının hukuki gerekçesi hem de sanığın karşılaşabileceği diğer sonuçlar açısından önemlidir.

Uyuşturucu Ticareti Beraat Gerekçeleri Hakkında Sık Sorulan Sorular

Uyuşturucu ticaretinden beraat kararı hangi durumda verilir?

Uyuşturucu ticareti suçunun sanık tarafından işlendiğinin ispatlanamaması, sanığın suçu işlemediğinin sabit olması veya CMK 223/2’de düzenlenen diğer beraat nedenlerinden birinin gerçekleşmesi hâlinde beraat kararı verilebilir.

Özellikle sanığın uyuşturucu ticareti yaptığına ilişkin delillerin mahkûmiyet için yeterli olmaması durumunda CMK 223/2-e maddesi önem kazanmaktadır.

Uyuşturucu madde bulunmadan beraat kararı verilebilir mi?

Evet. Hakkında uyuşturucu ticareti suçlaması bulunan kişide uyuşturucu ele geçirilmemesi ve diğer delillerin de suçlamayı ispatlamaya yeterli olmaması hâlinde beraat kararı verilebilir.

Ancak uyuşturucunun ele geçirilmemesi her durumda beraati zorunlu kılmaz.

Uyuşturucu ticaretinde yalnızca HTS kayıtlarıyla ceza verilir mi?

İçeriği belli olmayan HTS kayıtları yalnızca kişiler arasındaki iletişim trafiğini gösterir. Bu kayıtların uyuşturucu ticareti suçunu ispatlamak bakımından yeterli olup olmadığı, dosyada bulunan diğer delillerle birlikte değerlendirilmelidir.

Uyuşturucu ticaretinde sanıkta uyuşturucu bulunmaması beraat sebebi midir?

Sanığın üzerinde uyuşturucu ele geçirilememesi beraat açısından önemli olabilir. Bununla birlikte sanığın başka kişilere uyuşturucu temin ettiği, sattığı veya ticaret suçunun diğer seçimlik hareketlerini gerçekleştirdiği hukuka uygun ve yeterli delillerle kanıtlanabiliyorsa, üzerinde uyuşturucu bulunmaması tek başına beraat sonucunu doğurmaz.

Uyuşturucu ticaretinden beraat eden kişi hemen tahliye edilir mi?

Uyuşturucu ticareti suçundan tutuklu bulunan kişinin beraatine karar verilmesi hâlinde, aynı dosya kapsamında tutukluluğunun sürdürülmesi söz konusu olmaz. Ancak kişi hakkında başka bir suçtan tutuklama veya kesinleşmiş hapis cezası bulunması hâlinde fiilen serbest bırakılmasının koşulları ayrıca değerlendirilir.

Beraat kararı verilmeden önce tutukluluktan kurtulmanın koşulları ise farklıdır. Konuyla ilgili ayrıntılara Uyuşturucu Davasında Tahliye Nasıl Alınır? başlıklı yazımızdan ulaşabilirsiniz.

Yargıtay Kararlarına Göre Uyuşturucu Ticaretinden Beraat ve Ağır Ceza Avukatının Rolü

Uyuşturucu ticareti suçundan verilen beraat kararları incelendiğinde, Yargıtay’ın özellikle suçun sanık tarafından işlendiğinin ispatlanmasına önem verdiği görülmektedir.

Ele geçirilen uyuşturucuyla sanığın bağlantısının kurulamaması, telefon görüşmelerinin maddi bulgularla doğrulanmaması, HTS kayıtlarının suç ortaklığını ispatlamaya yeterli olmaması ve diğer sanıkların soyut beyanları dışında güvenilir delil bulunmaması, mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına neden olabilmektedir.

Bunun yanında hukuka aykırı arama işlemleri, uyuşturucu maddenin niteliğinin belirlenememesi ve ticaret amacıyla bulundurma unsurunun ispatlanamaması da beraat değerlendirmesinde önemli yer tutmaktadır.

Ancak Yargıtay’ın bir olayda beraat gerekçesi kabul ettiği hususun başka bir davada da mutlaka aynı sonucu doğuracağı söylenemez. Her uyuşturucu davasında delillerin niteliği, suçlamanın kapsamı ve sanığın bireysel sorumluluğu farklıdır.

Bu nedenle uyuşturucu ticareti beraat gerekçeleri değerlendirilirken yalnızca delillerin mevcut olup olmadığına değil, bu delillerin sanığa yüklenen fiili hukuken ispatlamaya yeterli olup olmadığına da bakılmalıdır.

Ceza yargılamasında mahkûmiyetin temeli ihtimaller değil, hukuka uygun ve yeterli deliller olmalıdır.

Av. Harun Karadağ, İstanbul’da uyuşturucu suçları başta olmak üzere ceza hukuku alanında soruşturma, kovuşturma ve kanun yolu süreçlerinde hukuki hizmet vermektedir.